HOŞGELDİNİZ(welcome)

 De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” (Ankebut suresi 20)


    
 

  

“Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.” M.Kemal Atatürk…
                  GELİN BİR ve BERABER OLALIM
 5000 yıllık tarihiyle, 1400 yıllık Türk-İslam Medeniyeti ile ve 82 yıllık Cumhuriyet birikimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti, Avrupa ve Asya kıtalarının kesiştiği en tarihi ve stratejik bölgede yer almaktadır.

Siyasi, ekonomik ve sosyal çatışmaların merkezinde ve hedefinde olduğu halde, tarihinden ve inancından aldığı güçle dimdik ayaktadır ve aynı zamanda tüm Türk-İslam dünyasının ve dünyanın mazlum milletlerinin son umududur.

Var olduğu günden bu yana Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde insanlığa adaleti ve insan haklarını doya doya yaşatmış, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir.

21. yüzyıl Ulusal Egemenlik kavramının değiştiği bir yüzyıldır. Nitekim küreselleşmenin ideologlarından John Naisbitt şu yaklaşımı sergiliyor:

?Büyük şirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek, daha iyi çalışabileceklerini görüyoruz. Aynı durum, ülkeler için de geçerlidir. Eğer dünyayı tek pazarlı bir dünya haline getireceksek, parçaları küçük olmalı??

Asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen siyasi,kültürel ve sosyal faaliyetlerin sonucunda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelen Milletimiz, verdiği İstiklal Savaşı neticesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Kuvay-ı Milliye ruhu ile kendine dönmüş, bağımsızlığına kavuşmuş ve özgürlük mücadelesi veren milletlere örnek olmuştur.

Atatürk, 1 Mart 1922?de yaptığı Meclis açılış konuşmasında şöyle diyordu: ?Her şeyden önce milli amacımız olan bağımsızlığımızı sağlamaya ulaşmaktan başka bir şey düşünemeyiz. Bu nedenle de bizce önemli olan mali gücümüzün, bu sonucu sağlamaya yeterli olup olmayacağıdır.

…Memleketimizin gelir kaynakları, milli davamızın güvenle sonuçlandırılmasına yeterlidir. Yoksunluklar içinde olsa da milli gücümüz, bugüne kadar olduğu gibi, dış devletlerden borç almadan memleketi yönetecek ve amacına ulaştırabilecektir.?

Mustafa Kemal, yeni kurulan devletin ?tam bağımsız? olabilmesi için ?ekonomik bağımsızlığın? şart olduğunu özellikle vurgulamış, kapitülasyonları kaldırmıştır. 1923′te İzmir’de İktisat Kongresi düzenleyerek Milli ekonomiyi canlandırmaya çalışmıştır. Kongrede, ?ulusal bağımsızlık ilkesi?nden kesinlikle vazgeçilmeyeceği ve bu ilke içinde kalkınmanın gerçekleştirileceği kararlaştırılmıştır.

Yani bağımsızlık ile kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomi arasında direkt bir bağ vardır.

Devletimizin kurucusu Atatürk’ün döneminde, yani 1938′e kadar çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmış ve çok büyük başarılar elde edilmiştir.

Bu dönemde kalkınmada uygulanan Milli Model ile ülkemiz Belçika?ya uçak ihraç edecek seviyeye ulaşmıştır. Fakat Atatürk’ten sonra ülke tekrar siyasi, kültürel, ekonomik vs. topyekün bir kuşatma altına alınmış; Batılı devletler, Mustafa Kemal döneminde hayata geçiremedikleri SEVR projesini AB ve IMF yoluyla gerçekleştirmeye başlamışlardır.

Uluslar arası şirketlerin devletimizin bütçesine yön verdiği IMF ve Dünya Bankası kıskacında ülkemizin kaynaklarının ve her türlü imkanlarının kullanıldığı, özelleştirmenin, KİT?lerin satışının, Uluslar arası Tahkim?in, tahdit kanunlarının ve AB?ye uyum adı altında çıkarların yasaların hayata geçirildiği bir süreçte Türkiye, hakikatte ?bu küçük parçalara ayrılma projesi?ni yaşamaktadır.

Ekonomik bağımsızlığın, devletlerin bağımsızlığında gün geçtikçe daha belirleyici bir esasa dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.

Anadolu topraklarının altında kefensiz yatan sayısız şüheda ecdadımızın kemiklerinin sızlatıldığından dolayı rahatsız olanlar ve uykuları kaçanlar bir daha düşünün.
Anadolu topraklarının içine saklanmış, ilahi kudret tarafından yerleştirilmiş olan eşsiz maden yataklarımızın,milli hazinelerimizin kapılarının; Müslüman Türk milletine kapatılmasından, bu milletlin ve bu vatanın düşmanlarına ardına kadar açılmasından ötürü rahatsız olup uykularını terk edenleri sağ duyulu olmaya davet ediyorum.

Yine bu eşsiz güzellikler ve özellikler taşıyan,cennet vatanımızın sahiplerinin, çilekeş vatandaşlarımızın emeklerinin ve alın terlerinin toplanıp haçlılara peşkeş çekilmesinden ötürü acı ile kıvranan vatanperverleri bir daha aklı selimle düşünmeye davet ediyorum.
Vatanperver vatandaşlarımızın vatan namustur satılmaz feryadına rağmen, vatan topraklarının altındaki madenleri ile birlikte, altındaki şehit mezarları ile birlikte ecnebilere satılmasından ötürü vicdan azabı çekenler,çaresizlik içinde kıvrananlar, vatan namustur satılmaz ilkesinde ısrar edenler,bir de Prof Dr. Haydar Baş beyi dinlemeye gayret edin.

Vatan için,bayrak için, sonraki nesillerin istiklalini temin için canlarını ve kanlarını sebil eden şehitlerimiz hakkında kelle ifadesini kullanmaktan utanmayanların,sıkılmayanların defterlerini dürmek isteyenleri BTP saflarına davet ediyorum.
Bebek katiline sayın diyerek ve şehitlerimize de kelle diyerek bütün bir milletimizin bağrında derin yaralar açtığı halde hala ortalarda yalancı doktor edasıyla dolaşanlara, sandık başında sayın baylar güle güle demek için Prof.Dr. Haydar Baş’ın liderliğinde dalgalanan BTP bayrağı altında toplanmaya davet ediyorum.
Minareler süngü kubbeler miğfer şeklinde şiir okuyarak kahraman olup milletin oylarını aldıktan sonra, altı buçuk yıllık iktidarı süresince misyonerlerin ve misyonerliğin önünü açanlara, dinler bahçesi adı altında kurdele kesenlere,haçlıların isteği doğrultusunda düzenlemelerle on binlerce kilise açanlara sandık başında hesap sormak isteyenleri saflarımıza davet ediyorum.
Bin yıldır bu topraklarda tevhid bayrağını dalgalandıran Müslüman Türk milletinin oyları ile iktidar koltuğuna oturduktan sonra,bu milletin inanç sistemi ile oynayanları,tevhid cümlesinden Muhammedürresulüllah kısmını silenleri,attıkları her adımla bu milleti haçlı limanına biraz daha yaklaştıranları yüksek sesle protesto etmek isteyenler,bu kötü gidişattan ötürü uykuları kaçanlar bize buyurun. Bebek katiline sayın şehitlerimize kelle denilmesinden rahatsız iseniz bize buyurun.
Vatan topraklarımızın bağrındaki şehit mezarları ile birlikte vatan düşmanlarına satılmasında ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

Emeğimizin,alın terimizin,servet ve sermayemizin haçlı siyonist tefecilerin elinde heba edilmesinden ve ettirilmesinden dolayı vicdan azabı çekiyorsanız bize buyurun.
Ecdat yadigarı camilerimiz,medreselerimiz dökülürken bizim paramızla kiliselerin tamir ettirilmesinden ve hayırlı olsun denilerek hizmete açılmasından ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

Müslüman Türk çocuklarının on iki yaşından önce Kur-an’la temasını yasaklayan yasa devam ettirildiği halde yine Müslüman Türk çocuklarının üç yaşından itibaren kiliselere,papazların kucağına taşınmasından rahatsız olanlar,uykusu kaçanlar bize buyurun.
AKP iktidarı altı buçuk yıldır AB ye girmek uğruna, onlardan gelen her talimatı milletimize dayattı,verilmedik taviz,satılmadık kurum bırakmadı, buna rağmen bir elli sene daha bekle talimatını aldı ve oturdu.AB nin ellinci yıl dönümü programına bile çağrılmadı.

AKP iktidarı teslimiyetçi ve tavizkar haliyle AB kapılarında kör topal yürümeye çalışırken,BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş,AB nin lokomotif ülkelerinden Almanya’da,tüm Avrupa üniversitelerinden gelen ilim adamlarına elini öptürdü.Tamamı profösör olan katılımcılar iki gün boyunca sayın Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezinin orjinalliğini,tüm ülkeler için bir çare bir çıkış formulü sunduğunu anlata anlata bitiremediler.

Daha mecliste dahi olmayan bir partinin lideri olarak Avrupanın ilim çevrelerine elini öptüren Haydar Baş’ın yarın iktidar olunca neler yapabileceğini varın siz hesap edin.
Anadolu topraklarını altında yatan yer altı zenginliklerini haçlı tefeciler değil,yabancı şirketler değil, yine bu ülkenin insanı Müslüman Türk milleti kullanmalıdır diyen, Vatandaşlık maaşı vadeden, Ev hanımlarına işçi statüsü kazandırıp emeklilik vadeden,
Sınavsız üniversite ve okuyan her çocuğa eğitim bursu vadeden,
Bekarlara faizsiz evlilik kredisi vadeden,
Devlet babadır ya vatandaşına iş bulur ya da aşını verir ilkesi doğrultusunda projeler geliştiren,
Köylü ve çiftçi gerçekten efendi olacak ve bizim iktidarımızda altın çağını yaşayacak diyen BTP iktidarında buluşmak üzere Saygılarımla ..
_________________
.                            

 ”Düşmanlarınızı affedin bu bir büyüklüktür. Ama onları unutmak büyük bir aptallıktır. ” (J.f kennedy) 
Mehmet Tunabaş:BTP Biga İlçe Başkanı….  

  

Biga Tanıtım Filmi

  TARİHE SIĞMAYAN DESTAN ÇANAKKALE GEÇİLMEZ FİLMİ

 

Yukarıdaki Resmi Tıklayarak Filmi İzleyebilirsiniz

  Laughing http://www.google.com/sky/ Laughing (GOOGLE SKAY ile uzayı izleyin)

  
 
TUNALIM grubuna kayıt ol
Bu grubu ziyaret et

 

  Mehmet TunabasŸ

Gadget’lar Google tarafından desteklenmektedir
 

 



SOSYAL DEVLET-MİLLİ DEVLET

Prof. Dr. Haydar Baş
“İktisat teorisi, istatistik, matematik ve enformasyonun gerçek sentezi olan çalışmasıyla Profesör Haydar Baş’a da bir Nobel ödülü gerekecektir. Bunda milli sistemi ve modeli mühim rol oynayacaktır.”
Prof.Dr. Goulnur BALTONOVA
Kazan Devlet Üniversitesi
Yeni bir iktisadi model: Milli Ekonomi Modeli
Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi; ve yine ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasının yanı sıra iç ve dış harcamalarını borçlanmadan temin edebilmesinin formülüdür. Bu yönüyle Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin ve milletlerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığının tek yoludur.
Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Milli Ekonomi Modeli tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.
 
Sosyal Devlet / Milli Devlet’in “vatandaşlık maaşı projesi” başta olmak üzere ve Sosyal Devlet projeleriyle bizim yapmak istediğimiz, “millet için devlet” anlayışının yeniden hayata geçirilmesidir.
Milli Devleti, diğer sistemlerle kıyaslanamayacak kadar farklı bir noktaya taşıyan, tezin gayesine ve merkezine insanın konulmasıdır. Bu tez, Türk medeniyetinin bütün insanlığa hediyesidir.
Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Sosyal Devlet Milli Devlet tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.                                                                          ((( BTP’ nin TARİHİ MİSYONU )))
Türkiye;
-Ekonomik çıkar çatışmalarının sınır ülkesi;
-İdeolojik çatışmaların tampon bölgesi;
-Doğu ve Batı kültürlerinin fay hattı üzerinde, bu kırılma noktalarının tam ortasında yer almaktadır.

Doğu Bloku’nun çökmesi sonucu ideolojik çatışma, büyük ölçüde ortadan kalktı ama ekonomik çıkar çatışmaları bütün dünyayı da içine alacak şekilde genişledi. Dinsel ve etnik çatışmalar, ekonomik çıkar çatışmasının güdümünde daha da keskinleştirildi.

Geçmişte Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde dünyaya hükmetmiş; insanlığa adaleti, insan haklarını, ilmi, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir. 1700’lü yıllarda başlayan duraklama dönemiyle birlikte milletimiz ideolojik ve etnik entrikalar sonucunda her cepheden hücumlara maruz kalmıştır. I.Dünya Harbinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan milletimiz, İstiklal Savaşı’yla bir ölüm kalım mücadelesi vermiştir. Bu sıcak savaşlar, aslında asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen siyasal, kültürel, sosyal faaliyetlerin bir sonucu idi.

Neticede İstiklal Savaşı’nda bu millet, Büyük Önder Atatürk’ün öncülüğünde Kuvayı Milliye ruhuyla kendine dönmüştür. Milli iradenin, tecelli ettiği, bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş ve özgürlük mücadelesi veren ülkelere örnek olmuştur. Türk milleti, bir yok oluş olan Sevr Antlaşmasının dayattığı şartları kabul etmemiş Lozan Antlaşması ile özgür ve bağımsız bir devlet olduğunu kabul ettirmiştir.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmıştır. Kısmi sonuçlar alınmışsa da amaçlanan çağdaş medeniyet seviyesine ulaşılamamıştır. Bunun başlıca sebebi, milli kimlik ve bağımsızlık iradesinin 1938’den sonra büyük ölçüde yitirilmesidir. Oluşturulan yapay gerilimler, ülke insanının enerjisini tüketmiş, kalkınmayı sekteye uğratmıştır.

Bu Badireden Çıkış Yolu:

Sorunların Çözümünde Yaklaşım Tarzımız

Önce insan diyoruz. Çözümler insana hizmete yönelik olmalıdır. İnsanın kendi yararına kazanılması ve çalışmaların bu yönde yapılması gerektiğine inanıyoruz. Her meselenin çözümünü kendi şartları ve disiplini içinde aramak lazımdır.

Her problemin çözümünde bilgi, beceri, plan ve programın yanında iyi niyet, samimiyet, dürüstlük, saygı ve insan sevgisinin asıl olduğuna inanıyoruz.

Bugün Gelinen Durum:

Sorunların tesbiti ve çözümünde demokratik-hukuk devleti ilkesi esas alınmalıdır.
Bu bağlamda Türkiye’nin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik vb. sorunları analiz edildiğinde en başta gelen tehdit ve tehlikenin milli bütünlüğümüze yönelik olduğunu görüyoruz.

Türkiye’ye karşı adeta ikinci bir Sevr projesi dayatılmaktadır. Bu tehlike ve tehditler Cumhuriyet’in kuruluşunda da aynıyla yaşanmış M. Kemal Atatürk de bizzat ‘dahili ve harici düşmanların’ olacağından bahsetmiştir. Bugün sanki tarih tekerrür ediyor gibi aynı tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. Bu olumsuz gelişmeleri insanımızın ve milletimizin geleceği açısından tehlikeli buluyor ve tedbir alınması gerektiğine istiyoruz.

-Türkiye’nin şu andaki genel gidişatının bir olumsuzluklar portresi oluşturduğu ve bir meseleler yumağı haline geldiği gözden kaçırılmamalıdır.
-Uzun zamandan beri ülkemizde temel sıkıntılar giderek ağırlaşmakta ve kangrenleşmektedir.
-Terör, dış odakların siyasallaştırma çabalarıyla bölücülük noktasına yaklaşmaktadır.
-Enflasyon, yolsuzluklar, israf; plansız ve dengesiz icraatlar ekonomimizin kara deliklerini oluşturmaktadır.
-Dış odakların kışkırtması sonucu iç barış, birlik ve bütünlüğümüz ciddi tehdit altındadır.
-Pahalılık, işsizlik ve yoksulluk artmakta, eğitim, adalet, sağlık kurumları fonksiyonlarını sağlıklı bir biçimde yerine getirememektedir.
-İnsanımızın kendine güveni azalmakta, ahlaki değerler çöküntüye uğramakta, inkültürasyon faaliyetleri milli kimliği yok etmektedir.
-Ümitsizlik, güvensizlik had safhaya çıkmıştır.
-Yanlış politikalar, Türkiye’ye sürekli bir şekilde içte ve dışta itibar kaybettirmektedir.
-Küreselleşme ve AB süreciyle ülkemize adeta yeni bir Sevr dayatılmaktadır.

Bu kötü şartlar, bütün bu sıkıntıların üstesinden gelecek yeni ve sağlam bir siyasi yapılanmayı şart koşmaktadır.

Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatanıyla milletiyle bölünmez bir bütündür.
Bayrağı ve sancağı ile, askeriyle, siviliyle; milli ve manevi değerleriyle ülkemizin toprak bütünlüğünün hassasiyetle korunması ve bundan taviz verilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Ancak günümüzde ülkemiz siyasi, kültürel ve ekonomik kuşatma altına alınmış durumdadır. Türkiye adeta diz üstüne çökertilmek istenmekte ve bağımsızlığı tehdit edilmektedir.

Bugün içinde bulunduğumuz şartlarda, Misak-ı Milli sınırları içinde yeniden bir Kuvay-ı Milliye ruhuna muhtacız. Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi bugün de Kuvay-ı Milliye’nin bütün milletin katılması gereken milli bir görev ve bir vatanseverlik olduğunu düşünüyoruz.

Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikeler karşısında, kronik hale gelmiş problemler ve bütün bunlara karşı alınacak tedbirler ve getirilecek çözümler için ülkemizin bütün kurum ve kuruluşlarının, her vatandaşımızın birlik beraberlik içinde hareket etmesi bir zarurettir. Millet olarak en önemli meselemizin, birlik ve bütünlüğümüzün korunması olduğuna ve bütün problemlerin bu şuurla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.

Esasen bu husus, her türlü şahsi mülahaza ve siyasi menfaatin üzerinde tutularak ülkenin tamamında ulusal bir uzlaşma sağlanması, arzu edilen bir durumdur.
TUNALIM…

                             (  http://sites.google.com/site/cultureinturkey/  )Türkiye’nin Tarihi ve doğal güzellikleri (Turquía histórico hermoso y natural)



KÜRESEL KRİZİN KÖŞE TAŞLARI

15 Eylül 2008′de dünyanın en eski ve saygın yatırım bankalarından biri olan Lehman Brothers’ın çöküşü küresel finans piyasalarında panik yarattı. Finans dünyasındaki sarsıntı kısa sürede küresel ekonomiyi de vurdu.

Lehman BrothersLehman Brothers’ın çöküşü borsaları alt üst etti

 

Çok sayıda ülkeyi resesyona iten kredi krizinin ilk sinyalleri aslında Lehman Brothers’ın batışından önce ortaya çıkmıştı.

9 Ağustos 2007 tarihinde Fransız bankası BNP Paribas’tan gelen kötü haberler, kredi bulmanın maliyetini keskin biçimde yükseltmiş ve finans dünyasını ilk kez durumun ciddiyetine uyandırmıştı.

Fakat uzmanlar, küresel ekonomiyi Büyük Buhran’dan bu yana görülmedik düzeyde sarsan kredi krizinin köklerinin bundan önceki yıllarda ABD’deki emlak piyasasında yaşanan aşırı borçlanmaya uzandığını düşünüyor.

2004 ile 2006 yılları arasında ABD’de faiz oranları yüzde 1′den yüzde 5.35′e tırmanınca, Amerikan emlak piyasası bir duraklamaya girdi.

Aldıkları konut kredisinin aylık geri ödemeleriyle faizler düşükken zar zor başa çıkabilen çok sayıda Amerikalı yükselen faizler karşısında konut borcunu ödeyemez hale geldi.

Amerikan bankalarının ve finans kuruluşlarının kredi geçmişi kötü olan ya da daha önce hiç borçlanmamış kişilere verdiği yüksek riskli konut kredilerinde rekor düzeyde bir çöküş kaydedildi.

Konut borcunu geri ödemeyen milyonlarca kişi evini kaybederken, aylık ödemelerden mahrum kalan banka ve finans kuruluşlarındaki sarsıntı hızla yayıldı, çünkü sözkonusu konut kredilerinin çoğunluğu borçların alınıp satıldığı bankacılık sisteminde elden elde piyasalara dağılmıştı.

Temmuz 2007

Yatırım bankası Bear Stearns, kendisine bağlı iki ihtiyat fonuna yatırım yapmış müşterilerine ya hiç ya da çok az para alabileceklerini itiraf etti.

Amerikan Merkez Bankası başkanı Ben Bernanke yüksek riskli konut kredilerinin batışının 100 milyar dolara malolabileceğini duyurdu.

Ağustos 2007

Fransız yatırım bankası BNP Paribas, iki fonunun yatırımcılarına paralarını geri alamayacaklarını bildirdi. Banka, ”piyasalardan nakit paranın tamamen kaçtığını” söyleyerek fonlardaki varlığın değerini ölçemediğini belirtti.

Bankaların birbirleriyle iş yapmaktan çekindiğinin ilk açık göstergesi olan bu gelişmenin ardından Avrupa Merkez Bankası nakit akışını calandırmak için piyasalara 95 milyar euro pompaladı.

Wall Street Bankalar tüketici kredisi vermekte çok ihtiyatlı davranmaya başladı

 

Eylül 2007

BBC, İngiliz Bankası Northern Rock’un İngiltere Merkez Bankası’ndan acil mali yardım talep ettiğini öğrendi. Bundan bir gün sonra bankanın müşterileri Nortern Rock şubelerine akın ederek 1 milyar sterlin çekti. İngiltere tarihinde bir asırdır görülmedik bu banka paniğini yatıştırmak için İngiltere hükümeti mevduat sahiplerine hesaplarının garanti altında olduğunu duyurdu.

Ekim 2007

Yatırım bankası Merrill Lynch’in yöneticisi, bankanın 8 milyar dolara yakın kötü borçları olduğunun açıklanmasının ardından istifa etti.

Aralık 2007

Amerikan Merkez Bankası, eşi benzeri görülmedik bir adım atarak önde gelen beş merkez bankasıyla bir araya gelir ve piyasalara milyarlarca dolar pompalamayı konuştu.

Ocak 2008

Dünya çapında borsalar, 11 Eylül 2001′den bu yana görülmemiş düzeyde değer kaybına uğradı. Dünya Bankası, ekonomik büyümenin 2008 yılında yavaşlayacağı uyarısında bulundu.

Şubat 2008

İngiltere hükümeti sorunlu banka Northern Rock’un kamulaştırılmasına karar verdi. Sanayileşmiş yedi ülkeyi temsil eden G7 grubunun liderleri, ABD’de emlak piyasasının çöküşünün tetiklediği kredi krizinin kayıplarının 400 milyar doları bulabileceğini söyledi.

Mart 2008

Amerika’nın beşinci büyük bankası Bear Stearns, rakibi JP Morgan Chase tarafından satın alındı. İngiltere’de ev fiyatlarının yıl sonunda düşüşe geçeceği tahminleri, ABD’deki emlak krizinin İngiltere’ye de atladığı beklentisini doğurdu.

İspanya'da iş arayanların oluşturduğu kuyruk İspanya, işsizliğin en hızlı arttığı Avrupa ülkelerinden biri

 

Nisan 2008

Uluslararası Para Fonu IMF, kredi krizinin küresel kayıplarının 1 trilyon doları bulabileceğini ve hatta bunu aşabileceğini ilan etti.

Mayıs 2008

İsviçre bankası UBS, ABD’nin emlak piyasasında kaybettiği 37 milyar doların bir kısmını geri alabilmek için harekete geçti.

Haziran 2008

İngiltere’nin önde gelen bankalarından Barclays defterlerini düzeltmek için 10 milyar dolara yakın yatırım çekmek istediğini açıkladı. Körfez ülkelerinden Katar, bankanın yaklaşık 8′ine sahip oldu.

Temmuz 2008

ABD’nin en büyük iki kredi kuruluşu olan Fannie Mae ve Freddie Mac’i kurtarmak için yetkililer devreye girdi. Amerikan hükümeti, 5 trilyon dolar civarında konut kredisinin bağlı olduğu iki kurumun batmasına izin verilemeyeceğini söyledi.

Ağustos 2008

İngiltere’de ev fiyatlarında yıllık yüzde 10.5 düşüş gerçekleştiği açıklandı. Maliye Bakanı Alistair Darling bir gazeteye verdiği mülakatta ekonominin son 60 yılın en büyük kriziyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

Eylül 2008

Wall Street, yatırım bankası Lehman Brothers’ın son üç ayda 4 milyar dolara yakın zarar ettiği açıklamasıyla sarsıldı. Nafile bir kurtuluş yolu arayan Lehman Brothers yaklaşk bir hafta sonra krizin iflasa sürüklediği ilk büyük banka olarak kayda geçti.

Amerikan Merkez Bankası ülkenin en büyük sigorta şirketi AIG’i kurtarmak için 85 milyar dolarlık bir paket açıkladı.

Konut kredisi veren dev Amerikan şirketi Washington Mutual mali müfettişler tarafından kapatıldıktan sonra JP Morgan Chase’e satıldı.

Avrupa’nın bankacılık sektöründe yayılmayı sürdüren kredi krizinin kurbanı olan bankacılık ve sigorta devi Fortis kısmen kamulaştırılarak kurtarıldı.

ABD’de Kongre, bankaların kötü borçlarını üstlenmek üzere 700 milyar dolarlık bir mali paket üzerinde anlaşmaya vardı.

BorsaBorsalarda gergin anlar

 

Ekim 2008

Almanya, en büyük bankalarından birini kurtarmak amacıyla 50 milyar euro tutarında bir paket açıkladı. İzlanda hükümeti, ülkenin ikinci en büyük bankasını kamulaştırdı. İngiltere hükümeti ülke tarihindeki en büyük kamulaştırma hamlelerinden birine imza atarak üç bankaya vergi mükelleflerinin milyarlarca dolar parasını aktardı. ABD’de faiz hadleri piyasaları canlandırmak için yüzde 1.5′ten yüzde 1′e indirildi.

Kasım 2008

Çin hükümeti ekonomisini canlandırmak için 586 milyar dolar tutarında iki yıllık bir kurtarma paketi açıkladı. Euro kullanan Avrupa Birliği ülkelerinin resesyona girdiği resmen doğrulandı. Bankacılık sektörü tamamen çöken İzlanda’ya İMF 2 milyar doları aşkın borç vermeyi kabul etti. Amerikan Merkez Bankası, finans sistemini rayına oturtmak ve ekonomiyi deflasyondan korumak amacıyla piyasalara 800 milyar dolar ek para pompalayacağını ilan etti.

Aralık 2008

ABD’nin resesyona girdiği resmen doğrulandı. İngiltere dahil Avrupa ülkelerinde faiz hadleri bir kez daha düşürüldü. ABD’de faiz hadleri rekor bir düzey olan yüzde 0.25′e çekildi. Bank of America 35 bin kişiyi işten çıkarmak zorunda kalacağını açıkladı.

Ocak 2009

Başkan Barack Obama Amerikan ekonomisini ‘çok hasta’ diye niteleyerek, durumun giderek kötüleştiğini söyledi. Resmen resesyona girdiği doğrulanan İngiltere’de faiz hadleri 315 yılın en düşük seviyesi olan yüzde 1.5′e çekildi. Çin’in ihraç ürünlerinde son on yılın en büyük düşüşünün gerçekleştiği bildirildi.

Şubat 2009

İngiltere’de faiz hadleri yüzde 1′e dek indirildi. Başkan Obama, ”Amerikan tarihindeki en büyük ekonomik canlanma paketini” imzalayarak yürürlüğe soktu.

Mart 2009

Amerikan Merkez Bankası yaklaşık 1.2 trilyon dolar kötü borcu satın alarak bankaların kredi verme olanaklarını iyileştirmeyi hedefledi.

BanknotlarPiyasalara milyarlarca dolar para pompalandı

 

Nisan 2009

Londra’da düzenlenen G20 zirvesinde dünyanın önde gelen ekonomilerinin liderleri küresel finans krizine önlemleri görüştü.

Mayıs 2009

ABD’nin en büyük üç otomobil üreticisinden biri olan Chrysler hükümetin baskısı altında iflastan korunma önlemleri aldı ve şirket varlığının büyük bölümü Fiat’a satıldı.

Haziran 2009

Petrol devi BP şirketi, 1993′ten bu yana küresel petrol tüketiminin ilk defa 2008′de düştüğünü açıklayarak küresel ekonomideki gerilemeye ışık tuttu. Japonya, 2009′un ilk üç ayında ekonomisinin rekor bir hızda küçüldüğünü ve üretimin yüzde 14.2 daraldığını açıkladı.

Temmuz 2009

Amerikan yatırım bankası Goldman Sachs ekonomi gözlemcilerinin tahminlerini şaşırtarak nisan ve haziran ayları arasında 3 buçuk milyar dolara yakın net kar ettiğini duyurdu. Bankanın çalışanlarına ayırdığı ikramiye rakamları eski sisteme geri mi dönülüyor eleştirilerini beraberinde getirdi.                  BBC NEWS..TUNALIM…



İKTİSAT TARİHİNİ DEĞİŞTİREN TEZ;”MİLLİ EKONOMİ”

 

Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven

 

Avrupa manifestosu

“Devletlerin kaynaklarını ve milletlerin emeklerini sömürmenin 21. yüzyıldaki adı olan globalizm, siyasi boyutu demokrasi, ekonomik boyutu piyasa ekonomisi ve sosyal boyutu da insan hakları olan bir dünya görüşüdür. Ve bu görüş küçük bir azınlığın tüm dünya kaynaklarını sömürmesi mantığıyla hareket eder. Uygulanan ekonomi sistemleri ile insanlık aç, insanlık sefalet içindedir.

Küresel bir dünyaya ayak uydurmak gerekçesi ile az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yapılan tavsiyelerin yerine getirilmesi aslında süper devletlere bağımlı ve tüm imkanlarıyla hizmete hazır devletler oluşturmaktadır. Bu tavsiyeler, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için emek ve sermayenin dışarıya akışından başka işe yaramaz.

Milli Ekonomi Modeli’nin en önemli özelliği globalizmin karşısında devletlerin ayakta durabilmelerini temin edecek formülü içermesidir.

Biz, milli devlet anlayışı içinde tüm ekonomi konularına farklı bakış açıları getirerek globalizmin karşısında ayakta durabilecek ekonomi modelini ve onun uygulanacağı devleti kaleme aldık.

Bugün Rusya’da, Venezuella’da, Brezilya’da fiili olarak piyasalarda uygulamaya konulan milli ekonomi modeli ile ilgili gelişmeler göstermektedir ki, bu tez tüm dünyanın önünü açacak formüller içermektedir.

İktisat tarihini değiştiren tezimiz hangi özellikleri ile ve getirdiği hangi yeniliklerle sıkıntı içindeki ekonomiler için bir çıkış yolu olacaktır.
Geliniz ilk defa milli ekonomi modeliyle iktisat tarihine giren ekonomi konularına bakalım.

Kaynaklar yeterli ve ihtiyaçlar sınırlı gerçeği

Kapitalist ve liberal sistemler ihtiyaçlar sınırsız derken, bu ihtiyaçların karşılanacağı kaynakların yetersiz olduğunu kabul eder.

Sömürgeci ülkeler kaynakların sınırlı olduğundan yola çıkarak bu kaynakların herkese yetmeyeceği sonucuna varmıştır. Bu sebepten dolayı insanlık kendi sahip olduklarına değil, başkalarının elindekilere göz koymuş, asırlar boyu devam eden savaşlar ortaya çıkmıştır.

Denilebilir ki, kaynaklar sınırlıdır inancı insanlığın egosunu tahrik etmiş, doymak bilmeyen hırsı insanlığın ecel şerbeti olmuştur.

Dediklerimize örnek olarak sosyalizm ve kapitalizm yeterlidir. Bugün Afganistan’da, Irak’ta dökülen kanların, Somali’de akan kanın, Çeçenistan’da, Eritre’de, Kosova’da, Lübnan’da akan kanın, göz yaşının, ölümün sebebi hep bu ihtiras sahibi insanın doyum nedir bilmeyen egoizminden kaynaklanmaktadır.

Kaynaklar sınırlıdır diyenler insanoğlunun tabiat sahnesinden çıktığı bugüne kadar hangi kaynağı tüketmiştir ki, böyle fikrisabitler oluşturmuştur. Mesela ormancılık mı, hayvancılık mı, denizcilik mi, tarım mı? Hangisi bitmiştir?

İptidai dönemlerde yılda tarım arazilerinden bir defa ürün alan insanoğlu, teknolojinin imkanlarıyla neredeyse her ay ürün alabilme devrini yaşamaktadır. Bu tarımda böyle, ormancılıkta böyle, sanayide böyle enerjide böyle. Kaynaklar açıldıkça açılıyor ve sonunu getirmek diye bir durum mevzubahis olmuyor.
Mesela sözkonusu enerji olduğunda bir ton suyun yüz metre derinliğindeki bir yere düşmesi ile elde edilen enerjiye mukabil bugün nükleer teknoloji ile bir santimetre küp büyüklüğünde bir maddenin çözülmesiyle yüzlerce misli daha fazla enerji elde edilebiliyor.

Durum bu kadar açıkken halen kaynakların sınırlı olduğundan nasıl bahsedilebilir. Kaynaklar sınırlıdır demek, ideolojik bir yaklaşım olup, ihtirasın tatmini yönünden bir iddiadır. İnsanların ihtiras yönünden tatmini ise asla mümkün değildir.

İhtiyaçlar yönünden ise mevcut kaynaklara bakarak bu ihtiyaçların karşılanmaması gibi bir düşünce sözkonusu olamaz. Aslında doymak nedir bilmeyen insanoğlunun tabi ihtiyaçları değil, ihtiraslarıdır.

Sizin bir apartmanınız, bir villanız olsa ikincisini istemeniz, bir otomobiliniz olsa diğer birini istemeniz aslında onlara olan ihtiyacınızdan değil, bizim geleneğimizde aç gözlülük diye tabir edilen insanın doyumsuzluğundan kaynaklanmaktadır. O halde yapılalacak olan iş dünya üzerinde her bireye yetecek olan kaynakların insanlar arasında adil paylaşımını temin etmektir.

Milli Ekonomi Modeli yeterli kaynaklar var ve onun içinde dünyada kaynak savaşına gerek yoktur der.

Modelin merkezinde insan var

Bugün insanlar açlıktan ölüyor, kaynak savaşları hala devam ediyorsa, bu sistemlerin insana bakışıyla alakalı bir konudur.

Demek ki değer verilen insan değil sistemdir. Ve yine sistemler insan için değil, insan sistemlerin devamı için bir araç mesabesindedir.

Bu mantıkla baktığınızda aç olanın karnını doyurmanız geçim sıkıntısı içindekine çare bulmanız imkansızdır.

Eğer siz sistemin merkezine insanı koyamazsanız sadece belli bir menfaat grubunu tatmin edecek bir model tahsis edersiniz ki bu geri kalan çoğunluğun küçük azınlığa hizmetinden başka bir şey veremez. Milli ekonomi modelinin merkezinde önce insan vardır.

Bu haklarıyla doğan insana hakkını verecek ve onu koruyacak bir devlet anlayışını ve bireyden topluma her ferdi kucaklayacak bir sistem biçimini de içerir.

İnsanın tercihlerini hem kendi yararına hem de toplumun menfaatlerine uygun bir hale getirmek sistemin vazifesi olmalıdır. Şu anda başta AB topraklarında olmak üzere sosyal harcamalarda kısıtlamalara gidiliyor. Bu belli kesimlerin haklarının devlet eliyle kısıtlanmasıdır.

Halbuki yapılmasının faydasına inandığımız şey herkesin adil paylaşımdan istifade ile geçim standartlarına sahip olmasıdır. Tezimiz de bunu ortaya koymaktadır.

Adil bir gelir dağılımı

bugün elimizde yeterinden fazla emtia olmasına rağmen alım gücü yeterli seviyede olmadığı için talep daralması görülmektedir. Eğer siz talep eksikliğini bir şekilde ortadan kaldıramazsanız sonuç deflasyondur.

Gelir dağılımındaki dengesizlik sonucu toplumun belli bir kısmı geçim sınırının altında ise ekonominin sağlıklı olması asla mümkün olamaz. Bunu önlemenin yolu adil bir gelir dağılımıdır. Bireylerin gelirlerini en azından geçim sınırına taşıma zorunluluğu şarttır.

Devletin ekonomiye müdahalesinin ortadan kaldırılması piyasalarda global sermayedarların önünün açılması, faiz, devletlerin senyoraj hakkını kullanmaları yerine dışarıdan faizle borç almaları ve özelleştirme, adil bir gelir dağılımına engeldir.

Biz bunun çözümü olarak tüketici kesimin devlet tarafından desteklenerek alım gücünü devreye koyduk.

Şayet kaynaklar ihtiyaçlara cevap vermemiş olsa idi, fertlere yetecek kadar kaynak olamazdı. Halbuki kaynaklar konusunda devletin şirket kurarak vatandaşların tamamını bu kaynaklara ortak etmesi mümkündür. Bu her bireyin bu kaynaklara sahip olduğu manasına gelir. O takdirde fertlere yetecek kadar kaynak var demektir. Onun için devlet elindeki kaynakları kullanarak sosyal devlet projeleri ile adil gelir dağılımını sağlayabilir.

Milli Ekonomi Modeli de bunu hayata geçirmeye çalışıyor. Adil bir gelir dağılımından maksat herkesin aynı miktarda gelire sahip olması değil, herkesin geçimini temin edeceği belirli bir gelir düzeyine ulaşmasıdır.

Adil gelir dağılımının temin edilebilmesi için,

a- devletin piyasalarda global güçlerin kontrolüne engel olması gerekir
b- isteyen herkese proje mukabili faizsiz kredi verilmesi, paranın tekelleşmesini önleyeceği gibi, milli gelirin adil bir şekilde dağılımını da sağlayacaktır.
c- Sosyal devlet projeleri gelirin adil dağılımını sağlar.
d- Milli ekonomi modelinin vergi anlayışı yani gelir düzeyine göre vergi alınması da gelirde adaleti temin eder.
e- Ayrıca yer altı zenginliklerinin devlet-millet ortaklığıyla işletilmesiyle ciddi bir gelir temin edilir.

Sürekli büyüme nasıl gerçekleşir?

Milli Ekonomi Modeli tüketim eksenli bir ekonomi analizidir. Ekonomi tarihinde ilk defa tüketen kesim dikkate alınarak hazırlanan bir modeldir.

Bugün tıkanan ekonomilerin sürekli büyümeyi temin edebilmeleri ciddi bir sorundur. Sürekli büyümenin olabilmesi için, üretim ve tüketimin devamlı devrede olması şarttır.

Peki bu nasıl olacak?

Eğer bir ekonomiyi büyütmek istiyorsak, tüketim kesimini desteklemek zorundayız. Tüketim kesimi desteklendiğinde üreticinin Pazar problemi kalmayacaktır. Böylece hem üretim, hem de tüketim aynı anda devreye girmiş olacaktır. Üretim ve tüketimin aynı anda devreye girmiş olması demek, ekonominin sürekli hareket halinde olduğunun bir ifadesidir ki, o takdirde ekonomi sürekli bir büyümenin içine girmiş demektir.

Bugün yapılan iş, gerek üretimden gerekse tüketimden tahrik unsuru olan parayı çekip, belli sermaye sahiplerinin elinde tehdit unsuru haline getirmektir. Böylece insanların elinde olması gereken para belli güçlerin elinde hem üretim ve hem de tüketimden dışlanırken, pazarda harcanması gereken para olması gereken yerlerde olmadığı için Pazar problemleri ortaya çıkmaktadır.

Dikkat edilirse, dünyada ciddi sermayedarların var olmasına rağmen, ne üretim ne de tüketim istenilen seviyede değildir.

Belli ellerde stoklanmış olan sermayenin adil bir şekilde yaygın halk tabanına kazandırılmasıyla Pazar ihtiyacı üretilen mamüller için giderilecek ve üretici kendisine rahatlıkla malını satabileceği hazır bir Pazar bulacaktır. Bugün gerek pazarda olanların ve gerekse pazara gidenlerin elinde istenilen imkan olmadığı için ne üreten kendisine üretim için gerekli desteği bulabiliyor ne de tüketen tüketimini yapabilmek için gerekli olan imkanlara kavuşuyor.

Liberal kapitalist sistemin getirdiği bu parada tekelcilik anlayışı maalesef hem üretimi hem de tüketimi tıkayan büyük bir engel olarak ortaya çıkıyor.

O bakımdan tüketici kesimi desteklemek zorundayız. Bugün ekonomilerin en büyük problemi tüketim kabiliyetini kaybetmiş insanları yığınlar haline getirmek oluyor.

Ayrıca elde edilen gelirin tamamının tüketime dönüştüğünü var saysak bile, gelir en fazla kendisi kadar bir tüketim oluşturulabilir. Sonuçta üretim ile tüketim arasında eksik üretim miktarı kadar fark ortaya çıkar.

Bu açık kapatılmazsa zaman içinde ekonomilerde durağan döneme geçilmesi kaçınılmazdır.
Dünyanın bugün yaşadığı kader de budur.,

İşte milli ekonomi modeli bu durağanlığı ortadan kaldırmak için devletin üretim ve tüketim arasında oluşan eksikliği tamamlamasını, devletin senyoraj hakkını kullanmasını ve bunu sosyal devlet modeli ile tüketim kesimine aktarmasını çözüm olarak sunmaktadır.

Para, özgürlüğüne kavuşacak

Faiz, bugün tüm dünya ekonomilerinin sıkıntısı olan resesyon, stagflasyon, deflasyon, işsizlik gibi birçok hastalığın ana kaynağıdır.

Üretimden uzak, reel değil, sanal ekonomik büyüklükler ortaya çıkaran faiz, para ile para kazananın dışında topluma bir şey vermez.

Paranın belli ellerde tekelleşmesini istemiyorsak, maliyetlerin artmasının önüne geçmek istiyorsak, talep daralmasını yok etmeye karar vermişsek ve neticede verimliliği artıracaksak faiz devre dışı kalmalıdır.

İşte milli ekonomi modeli faizi bu gerekçelerle sistemden çıkarır. Faizsiz bir para politikası, emeği tahrik edecek üretim faktörlerini devreye koyacak paranın maliyetsiz olması demektir.

Bunun yanında faizle borç alan ülkeler açısından olayı ele alırsak, verilen bu değerler karşılığında ülke ekonomilerinin tamamı belli başlı yabancıların kontrolüne geçer. Artık ekonomik ve siyasi bağımsızlıktan bahsetmek mümkün olamaz.

Tezimizde faiz ortadan kalkacağı için, para piyasada herkesin ulaşabileceği bir şekilde bulunacağından ekonomilerin ihtiyaç duyduğu tüketim ve üretim sağlanacaktır.

Tezimiz faizi tamamiyle sistem dışı tutmaktadır. Para, özgürlüğüne kavuşurken, hem gelir dağılımında denge sağlanacak, hem de üretim önündeki engeller kaldırılacaktır.

Paranın maliyetsiz olarak piyasalara sunuluşu enflasyonun oluşumunu engellediği gibi talep daralmasından kaynaklanan deflasyon da önlenecektir.

TUNALIM…



NATIONAL ECONOMIC MODEL

PROF.DR.HAYDAR BAS–BTP GENEL BASKANI

  Uluslararasi Milli Ekonomi Modeli Kongresi ‘05 Kapanis Konusmasi /

With his historical background of 5000 years, with his Turkish and Islamic civilization of 1400 years, and with his experience due to Republic of 82 years, Turkish Republic and Turkish Nation, lives in a very important and historical region where the continents of Europe and Asia intersects.

Although he is in the centre of and even at the target of political, economical and social wars, Turkey stands due to its power coming from his religion, and is last hope of Turkish-Islamic world and of oppressed nations.

Since the born in history of humankind, Turkish Nation has given justice and human rights to people and taught the civilization and technology them, while he claimed his historical mission raising himself and his values. 

21. Century is an age when the concept of national dominance and independency has changed. As a matter of fact, one of the ideologists of globalization, John Naisbitt presents his approach:

“We see that the big companies can work better by splitting into smaller and autonomous units. It is the same for countries as well. If we want to change the world to with one market, its pieces should be small.

Our nation ,who faced to being destroyed by a political, cultural and social activities which are executed quietly for ages, had won his dominance due to independence fight which was leaded by Mustafa Kemal Atatürk and had turned back to essence of Kuvvay– Milliye and had been a model for nations which were fighting for their independence.

Atatürk was speaking in the opening ceremony of council, 1 March 1922: “We can not think about anything else different from reaching our national independence which is our aim. That is why the important thing is whether our economic power is enough to get this result or not.

…the sources of our country are enough to finalize our national claim safely and successfully. Although it has many lacks, our national power will manage the country without borrowing from foreign countries and will arrive to its aim like we have been succeeding until today.”

Mustafa Kemal had emphasized on economics freedom for a complete sovereignty of the republic which was established new and he removed the concessions inheriting from Ottoman named Kapütülasyon. He tried to liven up the national economy by organizing Economics Congress in –zmir in 1923. He said that it was never given up the principle of national independence and that the national development would be succeeded in the boundaries of this principle.

That is to say there is a direct relation between sovereignty and economy which stands alone.

In the period of Atatürk’s management, namely until 1938, in all fields plans and projects for development had been executed and many big successes had been achieved.

In this period, with the national model which was applied for development, our country had reached to a level that airplanes could have been exported to Belgium. But after Atatürk, Turkey had been again besieged politically, culturally, economically totally. West states were beginning to realize the SEVR which could have not been accepted by Mustafa Kemal, by AB and IMF.

Between the pincers like IMF and World Bank who directs the budget of our country, in a period which all the sources and facilities of our country were used, where privatization, the sale of  public economic enterprises, the international fortification and restriction and harmony laws for European Union were put into practice, Turkey is being the sacrifice of a project where he was divided into small pieces.

We are living in a world where the economic freedom was starting to be accepted as huge determination for independence of states.

We are facing a period which the countries are going under the control of the global forces who lending loans to them which might be described as a cold war.

The troubles of our country lasting for a long time are becoming chronic. The unemployment and impropriety are increasing, the public associations relating to education, health and justice can not issued their functionalities unfortunately anymore. This removes the self trust of our nation and the enculturation activities destroys the national identity.

The number of Hopeless and faithless people reached to top. Our country is being crushed under the global political and economical policies.

Nowadays where the boundaries lost their importance by the means of economy, the ideology which the global forces are imposing to underdeveloped-developing countries is that the comprehension of national state is unnecessary anymore.

As a reflection of this comprehension, the 6th law of constitution namely “sovereignty belongs to nation himself unconditionally” which must be kept with mechanisms running in Turkey, is commented on again different form the principles Atatürk had remarked.

The folks losing the comprehension of national state are open and defenseless against to obvious or hidden treats. Loans which require heavy provisions, the political compensations which seem like national helps, the remove of all obstacles in front of foreign investors can be counted as a result of this comprehension. The result which is wanted to be achieved with these ways is to destroy the freedom. In these period of course there will not be anyone considering the welfare of the nation.

The industrialized and developed states, who want to command the world, use the sources of the underdeveloped and developing countries for the benefit of their exploitation.

Anyway the aim of the globalization is exploitation of the sources of the underdeveloped and developing countries by the global forces and is to take delivery of them in all fields.

We see that the stronger oppresses the weaker wildly according to rules which capitalist economies have authority on the world nowadays. At this point the welfare of the folks and the development of the countries became an utopia in the systems which transformed to exploitation of emperors. 

After Second World War the financial help policies became popular among countries who efforts developing.

But the developing countries, whose development were depending on the investments of foreign investors, yield everything wanted by the countries of them.

 

As a way of that in the new world order, the less improved countries have been encouraged to implement their development projects depending on foreign debts since the end of Second World War. By the swamp of debt where they were pushed a lot of social and political demands have occurred snare

All the debts taken from foreign countries depend on circumstances. But the companies get the most part of their credits under the name of promotion.

While the government is trying to pay back its credits, international companies get the benefits from the investments they have done in the country.

Thus, as the government and the people of the nation are taking great financial responsibilities, the foreign companies get the profits.

The capital owners in the global economy are implementing the model of earning money from money rather than production. By this method, they get away from the production which depends on risky and difficult profit. These companies make their productions in the countries where labor and other inputs are cheaper because it is easier to get money from the financial markets of unimproved countries.

The name and address of exploitation is “the international companies” in the new world order. Today, the total assets of 300 international companies represent 25 percent of the production assets through the world. 500 big companies control the 65 percent of world’s trade.

In Turkey there is hardly ever a holding which isn’t held by an international company.  While these companies supply the tiny parts of the money which is necessary for their foreign investments by using their own sources, they provide an important part of that capital, almost 85-90 percent, from the assets of the country where they import funds.

This example is a significant one to prove that the international companies in Turkey use the assets of the government and Turkish people for their advantage: in 1973 the companies which were active in Turkey had loans as much as 81 percent of their capital and they got 96 percent of that credit from local sources.

As a final point, the amount of money which overflows thorough the world, aiming to get money from money, has reached almost twenty times of world trade capacity. The speculative and destroying result of such a big amount of money is widely apparent.

That’s why IMF offers some programs to the improving countries like Turkey

 

But the aim of the advised programs is no to stabilize our economy but to let the global finance groups capture our markets and resources. It is the reason for IMF to demand our most strategic and profitable institutions should be privatized. But the strong state is a obstacle in this process.

The only thing that the global funds want from the unimproved or improving countries is not to pay the money they owe as a response to World Bank and IMF credits. The credit given to us requires implementing heavy programs to devastate agriculture and animal farming, and to make the people starve.

These requests are set in front of Turkey. In the last decade Turkish farmers are in very bad conditions because of the limitations which are aiming to confine of planting some agricultural products like sugar and tobacco.

The Turkish farmers who come to a critical point who can not plant because of that the government quits supportive buying and ends the low interest rates practice and even they can’t sell their products anymore. Products like sugar beet, tobacco, wheat, peach, fig, apricot etc. are left over farmers.

The same situation is with stockbreeding.

In Global Economics approach, privatization issue is an important condition for coming of the foreign capital to the country. The corporations which earn much are sold much lower than their real value.

ERDEM–R, PETK–M, POA–, TÜPRA–, SÜMERBANK, KÜMA–, ORUS, ET VE BALIK KURUMU, SEK, TOFA–, THY… are such corporations.

Especially it is remarked without abstaining that this privatization is under the control of World Bank not the Turkish Government.

Ufuk Söylemez, the chairman of the Privatization Board in 1995, said about the privatization of the part “T” of PTT: “Telecommunication services will be privatized under the control of World Bank according to international methods. We can not move out of the path that World Bank and Counselor Firm suggest.

U–ur Bayar, one of the chairmen of the Privatization Board says: “We have managed to follow the way that we promised whenever IMF came here. We said that there would have occurred those things in the first quarter and they occurred. We said that there would have occurred those things in the second quarter and they occurred again. In the third quarter they see that the process we have suggested for THY and ERDEM–R has started.

The prices, that were determined in the privatization which was executed with the impression from abroad and which was executed without any benefit of Turkish Nation, shows these corporations were sold like bargain. For example, POA– was sold in March 3rd, 2000 with a price of 1 billion 260 million dollars.

The authorized people say that an association like POA– can be built with 8 billion dollars. The purchaser had paid for ¾ of POA– with the money which was in the cash register of POA–.

In 1998 the rights of operating cell phones were given to Turkcell and Telsim for 25 years. After the agreement whose price was 500 million dollars, those two firms paid these 500 million dollars in two years with the prices that was paid by phone customers as fixed fees.

Dismiss of thousands of employees while these privatizations is another suffering photo Turkey. The results of these global manipulations are here:

1- The income of our country due to taxes can not even meet the interests of our internal and external debts.

2- Our country is in a vicious circle like “high interest, foreign currency and debt”

3- Privatization of profitable national industrial or communicational institutions such as TELEKOM, PETK–M, and TÜPRA– is realized against amounts very under their true values.

4-The national currency on current market circulation is less than required. Who objects that the compensation of this gap would be held by Central Bank, also aims to utilize bank cheques and so called “plastic monies”, namely credit cards by making use of this financial handicap. These tools support interest system providing an additional income source to banks.

5- Government holds Treasury bids to get rid of some of the burden aroused from debts. In other words, inadequate coinage leads to improper flow of sources to banks and global financial groups which are deriving profit from money itself.

6- Since the government is unable to provide enough emission for the national market, Central Bank of US is compensating the emission gap and thereof a continuous increase of foreign currencies in circulation is observed.

All recent cabinets have had the IMF takes the lead in national economics of the country. The say “We will proceed with IMF” which was a very popular election slogan, now became one of the main reasons for poverty of Turkish people.

According to a research article issued by Los Angeles Time on Jan 4th, 98; 54% of the countries had a decrease in national economics, and another 36% had a collapsed economy where both parties were borrowed from IMF via concordance credits.

Another research held by World Bank in 1998 resulted that, Turkey is in the leading 25 within countries having worst income distribution among 133 candidates.

Turkey had greatest economical shrinkage in 1999 ever since Republic was formed.

In 1999, IMF stated some conditions for a new covenant based upon financial support to Turkey, such as performing some pseudo-reforms like issuing Bank Law and Social Security Law, International Arbitration, and Privatization.

Realization of these pseudo-reforms has resulted faster impoverishment of Turkish people where international companies and their local partners having enormous amounts of profit. New laws caused negative financial balance fort eh government and profitable governmental enterprises are being sold.

IMF was advising continuously for new taxes for citizens where they were making things easier for international companies

Officialization of International Arbitration application, which transfers the solution of disputes from Turkish judgment to “foreign judgment”, makes the capitalist authority work upon countries.

57th Cabinet, which gets the arbitration to constitution, also officialized the reverse processing of arbitration with the law 4501.

The following case is a true story between Mexican people and an US company, sampling why international arbitration is a precondition before foreign financial support:

ETHYL CO, which was a US company, was ignorant for toxic waste mixing to potable city water. Reaction of citizens made the court handle the case, and as the Mexican government was accepted the International arbitration; International court was on stage.

The company won the case since local courts were assigned first; a condition which breaks the agreement.

In the year 2000, IMF had another condition for the financial support; called “Additional Letter of Intent”, having items even more severe than items of Sevres Treaty.

These conditions, which were accepted by 57th cabinet include; privatization of  Türk Telekom, THY (Turkish airways), Makine Kimya Endüstrisi (Mechanical Chemistry Industries), Tekel,  and Sugar Plants;  electrical market law, sugar law, TEAS law to be issued on time; cancellation of subventions in agriculture, increase in tax rates, decrease in cereal stocks; and  10% increase limit for civil servant salaries per year. Each of these was completed.

It is obvious that, IMF is something far beyond being just an institution which sells money. Loans are also compromising within political, social and economical aspects.

In fact, the government claiming the only way to exit is borrowing from IMF instead of some alternative methods to be declared later by us is maleficent to our nation and people.

The Picture discussed above with sub-headers, is the real situation in Turkey. The country has debts about 400 billion dollars in total, while IMF is leading the economics, production diminished very close to zero, agriculture and stock-breeding almost extinct, underground sources are sold to foreigners and all these items being completing parts of the puzzle showing the situation is far worse than War of Liberation.

Turkish people are the real smashed portion of this table losing their rights. Turkish citizens are wronged all because of this.

This is actually a system requirement in capitalist order to proceed; namely some minor portion has the profit.

Another system is a must if a person wishes not to face all these awkward.

As it is mentioned in the very beginning of this speech, maintenance of financial independence and conservation of national-government are two musts to keep independent country.

This is the only possibility which we can mention true wealth and people well.

This concept is almost unachievable in capitalist system.

It is not possible for a certain group having the financial powers to forfeit their ongoing domination with allowing another philosophy to reign against their own good.

So we have to form and put into practice our own model in order to give the rights to Turkish Nation and to all the people which are overpowered actually by the capitalist understanding

It is strongly inevitable to put into practice a model belongs to us, which will provide our great nation,  -not the global forces- the welfare, abundance and richness status they desire,

Thus this economic model has occurred by this necessity  

We see the examples that to which point our country has been taken by wrong economy policies.

In addition to all those, these following three important cases, which are very vital to world economies, couldn’t be resolved during the Economy’s history

1-      a fairly wage distribution

2-      reaching a constantly ongoing growth

3-      to provide employment  or to resolve the unemployment  issue

National Economiy Model has been developed taking into consideration these three unresolved cases. Infact NEM brings solutions them.

That’s why it is not an anti-thesis but an excellent theory for the solutions of the problems and people’s welfare

Now let’s consider our thesis with its main headings

This theory we have served to the economy literature is the answer of the question, as one of our Russian friends said “we have suffered socialism but the world is suffering capitalism, what is the model to rescue us and the world and to regulate the distribution of incomes, to provide the constant development and complete employment

This question was asked in the history of economy which is as old as human history, but it hasn’t been answered yet

Each economy model is a result of a culture and a point of view. Capitalism is the result of approaches of western people to economy.  

But the National Economy Model has been generated thanks to the values belong to us and the norms that the Muslim Turkish identity has.

With in this context National Economy Model is not an antithesis against the earlier implemented economy models, but entirely   an original point of view with completely original rules. Our thesis is the only resolution to save and supply welfare to  not only our country but also other people on the earth with this aspect . So each subject of NEM should be examined carefully.

Then What is National Economy Model (NEM)

National Economy Model is the science to cover the limited needs of people using the unlimited sources, and also it is the formula that the countries have got the power of producing every kind of goods and services, in addition to the ability of afford the domestic and foreign expenses without loans. National Economy Model is the only way for the development of the nations and countries, and for economic freedom in this sense.

Lets begin to assess our theory with new point of view we have brought to the subject of  “needs and sources”, which is the key problem of economy.

As we know, the aim of economy is human being. It is too difficult for an economic model to be successful unless it is formed from human’s features and needs and even it may be impossible. 

The failure of the today’s economic models gives us an idea about this reality. All these models have initiated the case in a wrong way by identifying human as fitting their systems instead of describing human.

         For example, the concept of “ECONOMIC HUMAN” is capitalism’s model individual, which is aiming to enhance its own profits to the top levels and it is obvious that it can’t provide the communities welfare except for a little minority.

The economic systems, which are formed by the point of view of west to humankind, have constructed the subject of economy on the misunderstanding that the needs of human are unlimited. According to them, despite the needs are unlimited, the resources which are necessary for them are limited.

In these systems which accept that needs are unlimited, the answers given to the questions “what ? Whose? How much? Will be produced?” occurred thanks to the resources which are really defined as scarce. Finally they could create some narrow models where only a definite part of the community  get the desired welfare level, but the  hunger and abject poverty of majority of the other peeople have taken part in economy as the problems which can never be solved, in another word the problems that cant be resolved since lack of  enough resources

That’s why sense of exploitation in capitalism is a valid way to reach the limited resources. The workers are seen as slaves because that reason. We can say that the Capitalism’s approach to employee is Modern Slavery.

It is a fact that the west, who admit that the needs are unlimited but the sources are limited, hasn’t been able to get a success which will provide the people desired welfare so far.

         And how is the human factor approached is Model of National Economics?

         According to our thesis, the claim that resources wouldn’t be efficient for human needs is inaccurate. On the contrary thousands of “unlimited and renewable” resources exist, on earth and space, for very single need of the human beings.

         When the concern is human beings, in case we mention some kind of unlimited ness it can only be his passions. Otherwise it is possible to count hundreds even thousands of resources to meet the needs of people like eating, drinking, heating, clothing, housing etc which are quite in complex and limited needs.

   To give some examples of these unlimited resources which are evaluated only in our model, we can mention thousands of known and unknown but constantly renewing resources like energy systems (solar energy, nuclear energy, wind energy, geothermic energy, biomass energy, wave energy, flow energy, fuel cells ), agriculture, stock-breeding and its sub product  forest products, sea products.

   The deflation problem, Turkey as well as the western nations struggle, is another proof of the accurateness of our thesis suggesting that the need is limited where as the resources are not. This problem, occurring because of the insufficient demand, couldn’t exist if there were a shortage of resources.

Since we mentioned about it, let’s talk about the problem of deflation which can be fixed with the model of National Economics.   

As can be known, deflation is the name given to permanent decrease in the general price level. Compared to inflation, this problem is more dangerous and today threats the economies of countries from all around the world, especially our country-Turkey.

The decrease in the general level of prices is caused by the inadequacy of aggregate demand. In this case, firms decide to reduce the production capacity and consult the way of dismissal. On the one hand, consumers with the hope of decrease in the prices reduce their existing demands, but on the other hand increasing unemployment pulls down the inadequate demand.

         According to classic perspective of Capitalist understanding, the fault that prices and wages are elastic and system should be fixed by its own is accepted.

          However, Keynesian approach which rejects the idea that markets should be balanced by their own advocates the idea of supporting the demand by increasing the expenditure. In this application, which works partly in consequence, the reason that money used for government expenditure is “costly money” leads to both inflation and the problem of debt in these countries as time elapses.

        As a result of the loan taken by, governments are forced to increase tax rates and decrease both current and social expenditures.

In this situation either the costs of productions are increasing because of increasing tax rates or both the decrease in public expenses or absorbing the money from the markets due to high tax rates caused the decrease in demand of folks.

        In these circumstances, on the one hand production costs increase as a result of increasing taxes. On the other hand, the condition that let public to reduce medium-dated expenses and withdrawal of money by taxes leads to a reduction in the household demand. As a result, world economies face a new disease consists of both unemployment and inflation, namely stagflation. The point that Capitalist understanding disregards is that the reason for deflation is the situation which people do not consume, this deficit is tried to met with public expenditures made by costly money.


 

At this point, before we go on to the solution of the problem, an issue has to be clarified. Why do developing economies go through a period of recession after sometime and can’t achieve sustainable growth?

Another fundamental question addressed in NEM is; the assumption that “every supply creates its own demand” is totally incorrect. If you have a growing economy, it is not possible to achieve consumption to meet the supply with the income gained by that same production. In each period, it is essential to meet that deficit of consumption with an increase in emission.

In such countries, when a certain amount of annual growth is achieved, each year the deficiency in consumption also increases.

In a few years, this deficiency of demand becomes an impasse for the growing economies. We might visualize this phenomenon as the collapse of a human being whose body grows continuously as his bones stay the same and ultimately fail under the load.

In the beginning of 90’s when we first mentioned these opinions, the world has not yet faced the deflation. In those years, we had also mentioned that the world economies would encounter a serious “market problem”, and especially the fast growing economies would go through a period of deflation if necessary emission adjustments were not made.

As you might remember, during the mid 90’s Japan was the first to go through a period of deflation. Even though the nominal interest rates were zero the real rates were kept positive. The Japanese households lost their power of purchase and their belief in the future, and decreased their spending even further. This caused the prices to go down and stocks to increase. Lay offs followed soon after. The Japanese economy has not yet recovered from the damage.

In addition the Japanese economy is in great trouble because of its US export-oriented nature and 800 billions of USD currency in its reserves.

On the other hand, in our speeches on TV in January 2003, we have forecasted that the German economy would be in regression shortly and unemployment would rise as a consequence. We also declared that Germany would suspend the Maastricht criteria and increase public spending and in short term would be forced to borrow foreign debts.

In a short period of time, all our assumptions started to became real. In the year 2003, the Germany economy went into regression. Then unemployment numbers started to grow. As per today, the Germany unemployment figures are the highest in last 72 years. The number of unemployed is more than 5 million. Germany borrowed 40 billion USD of foreign debt and started a discussion in EU for not meeting the Maastricht criteria.

It became evident that with these policies implemented, as we have mentioned before the EU is bound to disintegrate within the following 15 years.

Germany had a growing economy. After they switched from Mark to Euro, the currency need that has to be present in this growing market was not met by an increase in emission. This was because; the right to print money was taken from the Bundesbank in Berlin and granted to the European Central Bank in Frankfurt.

The only reason for the deflation emerging in economies is not the deficiency in demand. Sometimes the economies may go into recession even though there is a sufficient amount of flowing currency. The unbalanced distribution of wealth is also a fundamental cause of deflation.

If a certain group of the society gets a reduction of income, it might be deprived of the power to consume. Even though there is a surplus of currency in the market, it is not possible to end the recession in the economy unless that community regains its ability to consume. In other words the decrease in the interest rates and the increase in consumptions are not the solutions of this problem.

Already the US example proves what has been said. The FED had decreased the interest rates down to 1% aimed to end the recession but succeeded to a limited extent. This was because the American public had a hard time in their livelihood.

US also feared that the kar—-l–ks–z dollar currency in the world would come home, so they couldn’t keep on lowering the interest rates down to zero.

If we look at the Turkish example, it is not a different story. As the cost of production increases with high inputs, the demand shrinks because of the suction of money from the market by high interest rates. In such an economy the existing TEFE and TUFE calculations are incorrect.

If an economy has high amounts of cost induced inflation coupled with a serious decrease in demand then these calculation methods became incorrect. Let us assume that you are planting wheat. The price of wheat goes down 30% because of the decrease in demand. But if price of the fertilizer and oil consumed during wheat production increased by 35%, the inflation for the farmer is 65% not 2.5% as calculated by the existing methods.

In that respect, the solution for our country is, to implement a fiscal policy that lowers the production costs and a simultaneous monetary policy that triggers the production.

We also have a serious unbalance in the distribution of wealth. This is also an important cause of deflation.

In the dominating view in today’s world, production is not favored against gaining money from money.

In the FEX markets, the daily turnover is 2 trillion dollar, whereas the annual trade turnover is 6.5 trillion dollar. The fact that the money is stock piled at the hands of the few is an obstruction against the formation of the demand in the public. The capitalist approach has no chance of solving this problem with its policies based on interest.

One program is not sufficient to get rid of deflation. A simulations implementation of a monetary, fiscal, accompanying foreign trade policies and actualization of the Social State approach is essential.

I here by declare with absolute clarity that counties may not be exempt from this illness unless they abandon the capitalist approach and implement the NEM.

It is evident that human beings don’t have a problem of meeting their limited needs. The problem with the economy is the lack of projects financed by the surplus that would benefit the whole community. 

If we accept that the resources are unlimited, the real question in the NEM is to evaluate these resources and to make them benefit all the classes of the society equally.

According to our thesis, the one to actualize this is the man with sense of responsibility and a feeling of giving an account for his acts.

The NEM doesn’t evaluate only one aspect of the problem but handles the problem as a whole and resolves every aspect one by one. This is what makes it unique as an economical model, and the most comprehensive model ever compared to other economical models.

 

  According to our thesis all the problems of the economy are linked together. And in order to resolve a question all the other issues related has to be resolved. This “Lumpsum Solution Model” introduced only by the NEM is the only way out for the world economies.

Let us start introducing our solutions by the NEM’s “Definition of Money”.

According to capitalist view money is merely a tool for exchange and saving. This view denies the fact that money is a driving force and a counterpart of labor and production. In order to understand what money really is, its functions have to be examined.

 

According to the NEM money has 4 fundamental properties.

1.       MONEY AS A DRIVING FORCE:

In the National Economy Model, money is tool that triggers the labor in producing goods and services.

That is to say, it is not “neutral” (ineffective) as other schools of economy claim. On the contrary, it is an “operator” which assists the intentions of production and consumption to emerge. This property of money has been introduced to economy literature by the National Economy Model. 

2.       AS A COUNTERPART OF LABOR AND PRODUCTION

In practice, basic needs such as food, clothes, shelter, safety, and health might not be met without money. Furthermore it wouldn’t be possible to activate labor to utilize natural resources without it. 

Money is equivalent to the goods and services produced by the labor it has activated. Money that starts up the production might not correspond to a real asset. Money has the ability to form an equivalent or even higher value of its own through production. So the cost of money would be much less than the value of the goods and services produced trough the activation of the production factors.

This property of money is also a unique property attributed by the National Economy Model.

Same as the currency flow in the market, the money that triggers the labor that will activate the factors of production is also blank in the NEM. The money having no initial value by its own, gains values with respect to the goods and services production it induces.

The money that comes into play as a counterpart of labor and production puts the idle manpower into action. For instance construction materials lying in the mountains might be transformed into roads for the benefit of man. By doing so, both the manpower gets into action and roads are built as an economical entity.

3.       MONEY AS A MEANS OF EXCHANGE

Any kind of commodity or service in the market might be bought by paying money. This is the exchange property of money. It is essential that sufficient amount of money is circulation for exchange to occur properly.

In liberal economies the money in circulation for exchange has a cost. The costly money causes a reduction in production, and also shrinkage in demand.

The liberal approach’s fundamental method of drawing money away from the market through interest obstructs the healthy exchange environment. Consequently, the public loses its ability to consume and even the most basic needs could not be met through exchange.

The fact that the growing world population is not able to consume is not because of the insufficient amount of production, but because of the deprecation of money for the people to make that spending.

In NEM the money in circulation for exchange is costless. For this reason money may flow in the market freely and benefit the real economy. The NEM that ensures the exchange to happen widely stipulates that demand & supply reaches a point of equilibrium for the exchange of goods and services at the actual values.

The balance in NEM: The balance is obtained by the mathematical correction of demand and supply together/separately by emission. This approach is also the formula for sustainable growth that will be mentioned below.

4.       MONEY AS A MEANS OF SAVING

In liberal economies, the saving of money aims to gain money form interest. The functions attributed to money by liberal approach causes:

a)       The withdrawal of money from production and out of the real economy,

b)       Money to become monopolized in the hands of a few,

c)       The domination of global powers who store the money to rule the goods and services produced all over the world,

d)       The increase of production costs,

e)       The shrinkage of demand,

f)       The decline in workman salaries and productivity.

In NEM the circulation of money in the market is costless. Therefore money is saved in order to;

a)       produce goods and services,

b)       meet daily consumption needs,

c)       meet future need.

e.g. money is saved for the times of a funeral, wedding, hajj, natural disaster and illness.

The function attributed to money as a means of saving causes;

1)       the free circulation of money,

2)       the increase in production and demand,

3)       the improvement of distribution of wealth.

The incorrect monetary policies employed until now has not only prevented the individuals ability to consume at the desired amount but also made it impossible to utilize the resources properly.

In our model, the today’s fast growing economies’ problem of ENDING RECESSION AND OBTAINING SUSTAINABLE GROWTH, and the seemingly impossible problem of UNEMPLOYMENT are both resolved.

The solution is a national mobilization in production, supported by a balance in consumption that is a result of state-public partnerships financed by emission in the form of credits without interest that evaluates the national resources in a Social State approach.

 The NEM resolves the INFLATION problem by reducing costs of production by government-financed projects, a tax-free, an interest-free economy, and the strict state control over arbitrarily pricing.

In this respect, the NEM resolves all the problems such as; THE BALANCE IN THE DISTRIBUTION OF WEATH, THE ACHIVEMENT OF SUSTAINABLE GROWTH, AND THE ACHIEVEMENT OF FULL EMPLOYEMENT, which the Capitalist system left unsolved and accepted as unavoidable as seen in the current economical crisis.

In our thesis another crucial task of the state is to make all the national resources which actually belong to the people to benefit the people. In that way, the resources would be fully utilized and the resources would cause a mobilization of productions as they were used in production in the most beneficial way.

For instance, the oil reserve located in any part of the country belongs to the whole country. And this mine should be operated by the government to benefit all of the people. This model is a state-public partnership. The people should hold some of the shares of the mining company and the rest of the shares belonging to the state should be used in public expenditure.

The partnership of the people to these facilities would be possible by the interest-free credits given to the ordinary people through an increase in emission.

This issue is especially important for Turkey. This is because we have mineral resources of worth nearly 3 quadrillion USD and with new legislations our national treasures are handed over to foreign companies nearly for free. As a consequence, Turkey is transformed into “a beggar sitting on treasure” and borrows debts from the same foreigners with high interest rates. This is nothing but buying back our money with more money.

According to the NEM, we should start a “complete production mobilization”. The KOBIs and tradesman would be supported by interest-free credits, the farmers would be supported by credits based on their yearly harvest yield before they plant the crop, the transporters, and all the drivers would be supported by long term interest-free credits to buy new vehicles, and the industrialists would be supported by long-term, interest-free, project based credits. By this way both the production and consumption would be encouraged.

According to our model, the state’s support for the people is an economical rule.

Another project that would boost up production is the support of the state to finance its citizens with interest-free credits for investment and production purposes. In this way both the production would increase and costs would be reduced. The equal conditions of opportunity would be obtained for all citizens. These credits given on project basis should be monitored at every stage and the project owner should be informed of the progress and the process should be secured with necessary legal measures and support.

On the other hand the state also has the duty to market the products of its people both as acting as a Social State and also by implementing necessary monetary policies. The marketing of the products is more important that the granting of credits to the producers. It is because; if the producer can’t find market for his products, he is doomed to ruin his business. In other words, the state should be the buyer in the market and support certain sectors, especially strategically industries by public expenditures.

The state also has to be key player in high technology and high capital requiring sectors.

“The Mobilization for Production and Lumpsum Growth” is an important project of the NEM. The state has to implement this move and work on necessary fields to achieve sustainable growth. This intervention is critical since our thesis disproves the claims by the Capitalist view that the market would eventually reach equilibrium in reaction to outside influences.

As mentioned above, in growing economies there exists a gap between production and consumption. If this gap is not eliminated by increasing emission, it is impossible for the economy to stay stable in time.

According to the NEM, this gap formed as a consequence of the nature of the economy may only be eliminated by the state intervention.

It is essential for the market that the state fills this gap by increasing emission using its senyoraj right.

At the same time, the state has to offer its producers the chance to compete in foreign markets by cost and price advantages made possible by emission.

Along with all these production supports, the state has to implement all kinds of anti-damping and customs fee arrangement in order to protect its people.

In the NEM the TAX issue is also handled in a distinct way. In the Capitalist view the only income of the state is tax. On the contrary, our model classifies the state incomes into three groups.

First is the tax income.

Second is the income of the state from the state-public enterprises that run the national resources.  It is worth remembering again the value of our unexploited mineral resources is nearly 3 quadrillion USD.

Considering that our annual expenditure is roughly 50 billion USD, the money gained by the exploitation of our mineral resources would be sufficient to feed the nation forever. But today we are forced to beg for foreign debts as a result of foreign backed-up, incorrect policies.

It shouldn’t be forgotten that our present situation as a “beggar sitting on a treasure” is to be blamed on all of the past governments which we have supported by our own votes and brought to power. 

The third income of the state is the senyoraj income of the state formed by the growing economy.

Our thesis has underlined that the state should be “the giving hand not the taking hand”. In today’s Capitalist economies the state collects the taxes from the people, and returns a small part of it as public services, but most of the part goes to certain capital groups by the means of interest. On the contrary, in the NEM the state returns all or even more than it collects back to its people as services.

Our understanding of tax is different from the accustomed view and our tax is a “tax that grows the economy”.

But, is it possible to have a “tax that grows the economy”?

As you know the Liberal view aims to shrink the state. What is aimed is to shrink the state, to reduce public expenditure and form a state that serves the public less. On the other hand it aims to increase the tax collection.

In countries where this system is applied, trillion dollars of the tax incomes of the state is transferred to global monetary groups as a back payment for the high interest debts the country borrowed.

If we look closely the Liberal views, as seen also in our country, insists on projects that don’t pay the debts but cause them to increase even more. They force governments to implement programs called “sustainable debts” programs which are in fact “continuously borrow debts” programs. All the work done is aimed to secure the money of the ones who sell money to the country. Unfortunately, no one cares about the people of the country.   

In the NEM, the first policy would be to implement a “costless money model” so that there won’t be any interest expenditure in the budget. So the state returns all or even more than it collects back to its people as services. Our model introduces two more incomes to the state other than the tax incomes; the senyoraj income and the income from the natural resources facilities.

As known, the tax in Capitalist system not only reduces consumption but also lowers production and increases cost of production.

Let us first look at how the tax rates effect the consumption and who should be the ones to pay tax.

As an example let us assume that we collect 1000 units of tax. If we collect this tax from the lower income people this would reflect to the consumption as a 1000 unit reduction. But if we collect this tax from the upper income group, this would have a minimal, “zero” effect on the consumption.

In other words as the income of the individuals increases the effect of taxation on consumption is reduced. Because of this, collection of taxes from the lower income people does nothing but damage to the economy.

So what has to be done is to collect taxes from the rich. This specific income level might change from country to country or time to time, but we specify that under current conditions in our country, the ones having an annual income less than 100.000 YTL should be exempt from any taxes.

Not taking taxes from the lower income group would not decrease the tax income of the state, just the opposite it would increase the income. In addition, the lower income groups supported by the social policies of the state, would increase consumption and in turn cause an increase in production. In that way, the tax would act as a lever in elevating the economy. 

In conclusion, the state not taxing the lower income group results in an increase of the total tax income.

This also eliminates the unbalance in the distribution of wealth.

If we give an example for this issue, for instance if we assume that a man has an annual income of 20.000 YTL and the tax he has to pay is 8.000 YTL. If the state doesn’t take that 8.000 YTL as tax, the same amount will be spent as consumption and exchange from one hand to another in the market.

Considering Turkey’s conditions today, we might assume that the money changes 15 hands in one year. So, the total amount of consumption in the market would be 120.000 YTL (15x 8.000 YTL) when the money was not taken away as tax. Following the increase in consumption, the production would increase and this production increase would generate a tax amount maybe 4 times greater than the initial 8.000 YTL.

We wouldn’t get the same results if we were not to take the tax from the higher income group, since most of the money would be saved and there would be little influence on the consumption.

After explaining the relation between income level and tax, let us now look at tax influence on investment expenditures…Nowadays, taxes deprive the small tradesman of the capital he needs to perform small investments. On the contrary, if taxes were not taken from this group they would have the ability to make small investments.

The capital needed by the larger cooperation and investors would be financed by the state with zero interest loans according to the NEM. The small businesses would also have the right to benefit from these credits given on project basis.

The NEM also states that indirect taxes should be removed. Or else, these indirect taxes are applied regardless of the income level and cause great Social Injustice.

The incorrect tax policies applied today not only increase the unbalance in the distribution of wealth but also decrease the tax income of the state.

The collected taxes also have an effect on increasing inflation. High tax rates results in an increase in the production costs. In many countries, especially Turkey the inflation present should be described as “cost induced inflation”.

It is merely a dream to hope that the inflation would go down without lowering the cost of production.

The distribution of wealth would be balanced by the NEM which proposes that the lower income group (less than 100.000 YTL annual income) would be exempt from taxes, employment would be exempt from taxes, and there won’t be any indirect taxes.

Also according to the NEM, the increased consumption would increase production and in turn solve unemployment problem.

As a result the state would collect much more tax from her exponentially growing economy.

It is for these reasons the tax is a tool for economic growth in the NEM.

In Capitalist view, as the people were crushed under unjust taxes

TUNALIM..



ÜLKEMİZİN ve DÜNYANIN TEK KURTULUŞ PROJESİ

 

Çözümü ve projesi olan tek parti biziz

ATV’de dün akşam yayınlanan “CHP’nin kadirileri” başlıklı haberde Bağımsız Türkiye partisi ve lideriyle ilgili olarak ortaya atılan idialara BTP’den tepki geldi.

Yapılan yazılı açıklamada BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş’ın kimliği, kişiliği ve eserlerine dikkat çekilip yayınlanan haberin tamamen uydurma ve maksatlı bir haber olduğu belirtildi, İşte BTP genel merkezinden yapılan açıklama…

Hükümete yakınlığıyla bilinen bir işadamının devlet kredisi ile aldığı ATV kanalında, Bağımsız Türkiye Partisi ile Kadiri tarikatı arasında bir bağlantı olduğu yolunda haber yapıldı.

-ncelikle belirtmekle isteriz ki, Bağımsız Türkiye Partisi ve sayın lideri Prof. Dr. Haydar Baş bey, keşke uydurma ve hiçbir haber niteliği olmayan bir şekilde gündem edilmeseydi. Zira kendisi, dünya iktisat tarihinde çığır açmış bir ilim adamıdır.

Tüketim eksenli tek analiz olan Milli Ekonomi Modeli isimli tezi bugün ABD, Rusya, Almanya, Çin, Yunanistan, Vatikan, Venezüeala v.s 42 ülkede bazı kuralları ile hayata geçirilmiş ve küresel krize çare olarak uygulanmaktadır.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın tezi dünyanın önde gelen iktisat sitelerinde kapitalizm ve sosyalizmden sonra üçüncü büyük ekonomi tezi olarak “Internatıonal Model of Haydar Bas” ifadesiyle yeralmaktadır.

Bu model ile ilgili olarak, Azerbaycan’da, Almanya’da ve 4’ü Türkiye’de olmak üzere 6 uluslararası kongre yapılmış, bunlara katılan yüzlerce ilim adamı ve iktisatçı ülkelerinin yaşadığı, ekonomik krizin çaresini Milli Ekonomi Modelinde bulduklarını anlatarak, dünyanın ekonomik buhranını halledecek tek ekonomik sistem vardır, bu da Haydarizm demiştir.

Bu kongrelere Hollanda’dan katılan Amsterdam Üniversitesi öğretim üyesi, Cornelia Versteegh, “AB şayet yaşamak istiyorsa Prof. Dr. Haydar Baş’ın sosyal devlet anlayışına dönmek zorunda” itirafında bulunmuştur.

Bugün Türkiye’de işsiz sayısı son bir ayda 524 bin artmıştır. % 466 bütçe açığı ile uçuruma yuvarlanan Türk ekonomisi ortada iken, dünyanın çözüm olarak yöneldiği Milli Ekonomi Modelini ısrarla gizlemeye çalışmak aslında Türk Milleti’ni içinde bulunduğu krizde batırmak demektir. Yani bunların maksadı bu Milleti batırmaktır.

Sayın Baş’ın ilmi kariyeri ve görüşleri pek çok üniversite öğrencisine doktora tezi olmuştur.

Bir siyasi parti lideri de olan sayın Baş, siyasete şahsi itirasları için girmemiştir.

Milli Ekonomi Modeli ve bunun uygulanacağı devlet modeli olan “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezlerinin sahibi sayın Baş, 30 yılı aşkın bir zamandır birlik beraberlik, devlet-millet kaynaşması ve sivil-asker birliği demektir.

Türk Milletinin birliğine ve beraberliğine hizmet etmenin Türk Devletinin bekası için şart olduğunun her fırsatta altını çizmektedir.

Kısaca, Türk Milleti’nin birliğine ve beraberliğine hizmet etmenin Türk Devletinin beksı için şart olduğunun her fırsatta altını çizmektedir.

Kısaca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Atatürk’ten sonra görüşleri dünyaya malolmuş ve dünya ilim adamlarının kendisini taklit ettiği, ayakta alkışladığı ilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’tır.

İlmi kariyerinde altın madalyalarda dahil pek çok ödül almış, bilim adamı, siyasetçi, kültür adamı, yazdığı onlarca eserle Türk ve dünya insanlığına tez ve doktrinleriyle hizmet eden böyle bir insanı, hiç bir çalışmasında gündem etmeyen medlanın onu “tarikatçı” gibi şu anda mevcut dahi olmayan bir kuruma mensubiyet ile karalamaya çalışması sadece bu haberi yapanların art niyetini ortaya koymaktadır.

ATV televizyonu ve medya grubu, bu millet bu saatten sonra bunlara kanmaz.

Üstelik sizlere şunu hatırlatmak isteriz ki, kendisine daha önce de atılan bu tarz itiraflara karşı sayın Baş, açtığı tüm davaları kazanmıştır.

Böylesine maksatlı bir haber ve yapılan iş tamemen suçtur.

Başlattığı siyasi hareketin halk tarafından kabul gördüğü bu günlerde, olayları saptırıp bu güneşi gizlemeye çalışanlar taşıdıkları sui-niyetin kurbanı olmaktadır.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın Atatürkçü ve dindar kimliği ile laik, demokratik, hukuk devleti açılımı; kaba softa ham yobaz din ve devleti karşı karşıya getiren siyasilerin korkulu rüyası olmuştur.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın yıllardan beri dini ve milli bütünlüğümüze sahip çıkarak, devletin ve milletin, sivil ve askerin beraberliğini savunarak yaptıkları, Türkiye üzerine hesabı olan tehdit unsuru siyasileri korku ve dehşete düşürmektedir.

Türkiye’de Türküm diyemeyen, Gürcistan’da gürcüyüm diyen siyasilerin korktukları liderdir Prof. Dr. Haydar Baş.

İşte bu korku bu yalan haberleri yaptırmaktadır.

Türkiye’de halen müesses manada hiç bir tarikat bulunmazken ve de hukuki varlıkları sona erdirilip, iddiası suç teşkil eden hayali unsurları gündem ederek, siyasi rant peşinde koşanların içine düştükleri acıklı hal ortadadır.

Bunlar son zamanlarda Prof. Dr.. Haydar Baş’ın Türkiye’de ve dünyada yükselen grafiği karşısında paniğe kapılanların başvurdukları iftira kampanyalarıdır.

Yoksa tarikat isminden istifade ile 900 insanı partilerine üye yapanlar, çarşaf ve Kur’an kursu açılımı ile siyaset çizgisini değiştiren partiler dururken, bugüne kadar Devletin temel nizamını değiştirmeyi amaçlayıp anayasa mahkemesinden ikaz alanlar varken, yine bu anlayışla şiirler okuyup sabıkalı olanlar dururken, ekranlarda salya sümük ağlayarak Milletin kimyası ile oynayanlar, sağlık bahanesiyle yurtdışına kaçıp kendilerine haçlı mezarlığında yert ayırtmışken, Türkiye’de siyaset ve siyasetçi için haber niteliğinde çok sayıda gerçek malzeme vardır.

Bir gözünü kapamış, öbürünün önüne çöp koyan medya, kör, sağır dilsizi de oynasa Prof. Dr. Haydar Baş’ı eninde sonunda doğdru olarak ekrana taşımak zorunda kalacaktır. Dünya bunu yapmaktadır, medyamız da yapacaktır.

Bu vatan bizimdir, bizim kalacak

BTP Genel Merkezi

TUNALIM…



MİLLİ EKONOMİ ‘in’ KAPİTALİZM ‘out’

 

 


Küresel krizden büyük darbe yiyen ülkeler çıkış kapısını Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde arıyorlar. Şu ana kadar 40’ı aşkın ülke MEM’den istifade ederek teşvik paketi açıkladı.

40’ın üzerinde ülke MEM dedi
Dünya ülkeleri, bir yılı aşkındır dünyayı etkisi altına alan, derinliği hala belli olmayan ve de ekonomi yönetimlerini uykusuz bırakan küresel kriz için çare arıyorlar. Krizin Kapitalizmin yapısından kaynaklandığını farkeden ülkeler çareyi Kapitalizmin dışında arıyorlar. Bu noktada da karşılarına bir tek model çıkıyor: Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli. Tüketim yanlı tek model olan Milli Ekonomi Modeli’nin tüketimi teşvik uygulamaları ülkeler tarafından bir bir uygulanıyor. Şu ana kadar 40’ı aşkın ülke teşvik paketi açıkladı ve bu paketlerde tüketimin canlandırılmasına da önem verildi. Şimdi bu ülkelerden bazılarını sizlere aktaralım:

RUSYA: MEM’in 8 projesini hayata geçirdi
16 Mayıs 2006 tarihinde Rusya’nın başkenti Moskova’da, Rusya’nın 80 ayrı bölgesinden 457 akademisyen, işadamı ve siyasetçinin katılımıyla gerçekleşen Rusya’nın gelecek stratejilerini ve bugünkü durumunu değerlendirme toplantısında Milli Ekonomi Modeli, Rusya’nın 3 yıllık kalkınma planına alındı. Rusya MEM’den istifade ederek attığı adımlar şunlar:
1. Doğum yapan her kadına 9 bin dolar doğum yardımı vermeye başladı.
2. Ev hanımlarına emeklilik hakkı verildi.
3. Yer altı kaynaklarını devlet”millet ortaklığıyla işletmeye başladı.
4. Bazı stratejik ürünlerin ihracatında Rus Rublesi talep edilmeye başladı. Rusya ve Çin aralarında yapacakları ticarette dolar yerine kendi paralarını kullanma kararı aldı.
5. Asgari ücreti 2000 dolara çıkarma kararı aldı.
6. Maaşlara büyük oranlarda zamlar yapıldı. 2007 Eylül ayından 2008 Eylül ayına kadar olan dönemde Rusya’da ortalama maaş artışı yüzde 29.4 oldu.
7. Dar gelirliye vergi indirimi yapıldı.
8. Enerji, iletişim, savunma ile alakalı 42 sektörü stratejik ilan etti, yabancılara özelleştirilmesinin önünü kapattı.

Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı İgor Şuvalov, ABD’de kasım ayında gerçekleştirilen G20 zirvesinden bir ay önce, “Dünyadaki mevcut uluslararası mali sistem bugün yaşadığımız koşullarla örtüşmüyor. Rusya Federasyonu, bu konuyu yıllardır gündeme getiriyor” dedi. Şuvalov, Rusya’nın kabul ettiği 2020 yılına kadar olan süreyi içeren bir ekonomik programı olduğunu ifade etti.

ABD: Çabuk harcayacakların cebine para koydu
ABD (eski) Başkanı Bush, “çabuk harcayacakların cebine para koyma” amaçlı, yani tüketimi teşvik edici 168 milyar dolarlık bir ekonomi paketi devreye koydu (Ocak 2008). CNN televizyonuna demeç veren Bush, “piyasa ekonomisi sistemini kurtarabilmek için piyasa ekonomisinin kurallarını bir kenara bıraktım” dedi. Böyle bir şey yapmaktan ötürü “üzgün” olduğunu da itiraf eden Bush, “ekonominin çökmemesi için bu yola başvurduğunu” anlattı. (17.12.2008)
ABD Senatosu, mali kurtarmalar için ayrılan fonların harcanmayan 350 milyar dolarını serbest bıraktı. Bu paranın bir kısmı tüketimi teşvik, küçük işletmeler ve belediyelere kredi için kullanılacak. 50-100 milyarlık bölümü de el konulan ipotek altındaki ev sayısını azaltmak için değerlendirilecek (16.01.2009).
Obama’nın 825 milyar dolarlık tarihi boyuttaki paketinde 275 milyar dolara varan tüketimi teşvik amaçlı vergi indirimi ve muafiyetleri var. Paketin içinden 90 milyar dolar eyaletlerin sağlık harcamalarına 80 milyar dolar eğitime 43 milyar dolar da ulaşıma gidecek. (16.01.2009)
Obama’nın kurtarma planında yıllık geliri 200 bin doların altındakilere vergi indirimi yapılması, işe ek adam alan şirketlere de vergi kolaylıkları öngörülüyor. Çoğu işçi için 500, çiftler içinde bin dolarlık vergi indirimi öngören planda işletmeler için de 100 milyar dolarlık vergi indirimi planlandığı belirtiliyor. (07.01.2009)

VATİKAN: Ev hanımlarına maaş verilmesini önerdi
Vatikan, İtalyan hükümetine başvurarak ev kadınlarına maaş bağlanmasını önerdi. Bu öneri Eşit Fırsatlar Bakanı Mara Carfagna tarafından olumlu karşılandı. Papalığa bağlı Aile Konseyi Başkanı Kardinal Ennio Antonelli, evkadınlarının çocuk yetiştirip, bakıma muhtaç yaşlılara baktıklarını, eşlerine destek olduklarını hatırlatarak, “Ev kadınına maaş bağlamak bir görevdir, çünkü devletin yapması gerektiği atılımları ve yardımları tek başlarına yapmaya çalışmaktadırlar. Bunun için mali dengeleri sağlama yolu ile kendilerine maaş bağlanmasını öneriyoruz” dedi.

BREZİLYA: IMF ile bağlarını kopardı
Brezilya, 2005 MEM kongresinden bir ay sonra MEM’in çözümlerinden istifade ederek IMF ile bağlarını tamamen kopardı, milli politikalara ağırlık verdi ve neticesinde cari fazla veren, AB ve ABD’ye zerre kadar bağımlılığı kalmayan, istihdam problemini çözen bir ülke oldu.

VENEZUELA: Ekonomisini millileştirdi
Venezuela, Bakü’deki MEM kongresinden sonra Milli Ekonomi Modeli eserini talep etti. Venezuela o gün bugündür ekonomisini millileştirmeye çalışıyor.

ÇİN: İç talebi canlandırıyor
Çin hükümeti, iç talebi canlandırmaya yönelik 586 milyar dolarlık (4 trilyon yuan) teşvik paketi açıkladı. Başbakanlığın resmi internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Çin’in, etkin bir mali politikayı benimseyeceği, 17,5 milyar dolarlık (120 milyar yuan) vergi yardımları sunulacağı ifade edildi. (10.11.2009)

ALMANYA: Herkesin cebine 500 Euro konulanacak
Almanya’da Merkel hükümetinde koalisyonun ortağı olan Sosyal Demokrat Parti SPD, krizden kurtulmanın tek yolunun herkesin cebine 500 euro para koymak olduğu görüşünü ortaya attı. SPD Genel Başkan yardımcısı Andrea Nahles, alışveriş yapmak şartıyla yetişkin olan her Alman vatandaşının cebine 500 euro para konulmasını önerdi. (04.12.2008)
Almanya’da koalisyon hükümetinin ortakları ekonomiye 50 milyar euro’luk kaynak ayıracak ikinci ekonomik paket üzerinde anlaşmaya vardı. 1 Temmuz’da sigorta primleriyle vergilerde indirim yapılacak, emekli maaşları da artırılacak. Bu paketle iki çocuklu bir ailenin yılda 400-500 euro avantaj elde edeceği açıklandı. (14.01.2009)

AVUSTRALYA: Düşük ve orta gelirlilere nakit verilecek
Avustralya hükümeti, küresel krizden korunmak için 26 milyar dolarlık (42 milyar Avustralya doları) teşvik paketi hazırlıyor. Paketin, 28,8 milyar Avustralya dolarlık kısmının altyapı yatırımları, okullar ve konutlar için kullanılacağı, 12,7 milyar Avustralya dolarının ise düşük ve orta gelirlilere Mart ayında ödenecek nakitten oluştuğu belirtildi (04.02.2009)

İNGİLTERE: Her bir işsiz için 2 bin 500 sterlin…
Başbakan Gordon Brown’un açıkladığı plana göre, her bir işsizin eğitimi ve yeniden iş sahibi yapılması için işverene 2 bin 500 sterlin ödenecek. İngiltere 754 milyon dolar harcayacak. İşsiz sayısının 3 milyona ulaşması beklenen İngiltere’de hükümet bu planla 500 bin kişiye yeni iş yaratmayı hedefliyor. Diğer yandan Küçük İşletmeler Federasyonu ek 400 bin kişilik istihdam yaratılması için ek bir plan yürürlüğe sokmaya hazırlanıyor. Buna göre indirilmiş vergi oranları gibi uygulamalar gündeme gelecek. (14.01.2009)

ŞİLİ: Yoksul çucuklara, düşük maaşlılara destek…
Şili, küresel ekonomik krizle savaşabilmek için 4 milyar dolarlık teşvik planı açıkladı. Paket, yoksul çocuklara ve düşük maaşlılara yardım yapılması, okulların ve kliniklerin onarılması gibi uygulamaları da içeriyor. Paket, bir defaya mahsus olmak üzere 18 yaşının altındaki yoksul çocuklara 63 dolar yardım yapılmasını öngörüyor. -demelerin, okulların eğitime başladığı mart ayında yapılması planlanıyor. Bu arada, 18 ile 24 yaş arasındaki düşük ücretlilere de maaşlarının yüzde 10’u oranında yardım yapılması öngörülüyor. (13.01.2009)

İTALYA: Mağdurlara vergi indirimi…
İtalya 80 milyar Euro harcayarak, daha fakir ailelere ve mortgage mağdurlarına vergi indirimleri sağlayacak. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, 80 milyar Euro’luk kurtarma paketini açıklarken İtalyanları harcamaya davet etti. (30 Kasım 2008)

JAPONYA: Tüketimin artması için bütçe…
Japonya 2. teşvik paketini de onayladı. 54 milyar dolarlık ekstra bütçe, Başbakan Taro Aso’nun partisi ile muhalefet bloku arasında saatler süren kavgadan sonra onaylandı.  Paket, küçük işletmeler için kredi olanaklarını genişletmeyi ve 22.3 milyar doları ise tüketici harcamalarını artırmak için vergi verenlere nakit ödeme yapılmasını içeriyor. Bu paketle, ev sahipleri için vergi kesintilerinin finanse edilmesine yardımcı olmak, küçük iş yerlerine kredi vermek ve işten çıkarılanlara yardım etmek amaçlanıyor. (29.01.2009)

GÜNEY KORE: Paketin dörtte biri talebi canlandırmak için
Güney Kore hükümeti ekonomiyi canlandırmak için piyasalara yaklaşık 11 milyar dolar pompalayacağını açıkladı. Paranın hemen hemen dörtte üçü büyük kamu projelerinde kullanılacak. Kalan dörtte biri ise tüketicileri yeniden alış verişe ısındırmak için vergi indirimi olarak düşünülüyor. (03.11.2008)

PORTEKİZ: Kurumlarını millileştiriyor
Portekiz Maliye Bakanı Fernando Teixeira dos Santos, Portekiz bankası Banco Portugues de Negocios’un (BPN) iflasa çok yaklaşması nedeniyle bankanın millileştirileceğini açıkladı. (03.11.2008)

Güney Kıbrıs Rum Kesimi
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ekonominin güçlenmesi amacıyla alınan yeni önlemleri açıkladı. Hristofyas, Rum hükümetinin göçmenler için yeni evler, yeni okullar ve sosyal yardımla ilgili yeni binalar inşaa edilmesi yönünde karar aldığını duyurdu. Hristofyas, yerel turizmi güçlendirmeye ilişkin bir planı ve inşaat sektörü için düşük ve orta gelirli çiftler için yeni bir kredi planını uygulamaya karar verdiğini kaydetti. (04.02.2009)

MACARİSTAN: Taksit ödeyemeyenlere yardım yapacak
Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsany, krizin yaşanmaması için hükümetlerinin var gücüyle çalıştığını, dövizle ev kredisi alan ve taksitleri yükselen vatandaşlara da yardımda bulunacaklarını açıkladı.  (06.02.2009)X

“Modelin sahibinden bahsetmiyorlar”
Bakü Devlet Üniversitesi İktisat Teorisi Bölümü -ğretim Üyesi Prof. Dr. Xosrov Kerimov, dünya ekonomi yönetimleri üzerinde ciddi etkileri olan birçok bilim adamının Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nden alıntı yaptığını ama modelin isminden ve sahibinden bahsetmediklerini belirtti. Prof. Dr. Kerimov açıklamasında şunları söyledi:
“İktisat konusunda son yazılan eserleri incelediğimde yazarların Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezinden etkilendiklerini görüyorum. Mesela Bogomolov ve onunla beraber Rusya’nın iki görkemli âlimi, Buzgalin ve Kavganov ve yahut da Nobel ödüllü Stiglitz’in fikirleri var. Tüm bu fikirlerde Haydar Baş’ın tezlerine yakınlaşmaya başladıklarını görüyoruz. Bütün bu gerçekler, Haydar Baş’ın fikirlerinin hayati fikirler olduğunu ve yaşayan fikirler olduğunu bize haber vermektedir. Geleceği olan fikirlerdir. Ama beni üzen bir mesele var. Hocamızın fikirlerinden istifade ediyorlar ama onun adını dile getirmiyorlar. Prof. Dr. Haydar Baş’ın adını anlamalarına egoizmleri engel oluyor. Ama eminim ki bu uzun sürmeyecek ve hepsi itiraf edeceklerdir”  Deliormanlı…

Tunalım..



ÇÖZÜM MİLLİ EKONOMİ MODELİNDE..

 

Modelimiz, “Milli Ekonomi Modeli” ve onun uygulanacağı devlet sistemi olan “Milli Devlet”Sosyal Devlet” anlayışında bunların tamamının çözümünü hazırladık.

Piyasalardan başlayalım:

Tüketim kesimi olmadan ekonomi ayakta duramaz. Piyasaların canlanması, alış”verişin yapılması için insanların cebinde para olmalıdır.

Esasen Milli Ekonomi Modeli’nin çıkış noktası tüketici kesimdir. Denenmiş tüm sistemler üretimden ve üreticiden bahsederken, Milli Ekonomi Modeli tüketiciyi dikkate alarak kurallarını belirlemiştir.

Milli Ekonomi Modeli iktisat tarihindeki tek tüketim eksenli analizdir

Çünkü, piyasaların halletmesi gereken ilk sorunu pazar problemidir. Günümüz sistemleri çözemedikleri problemleri olağan kabul etmektedir. Hiçbir sistemde iktisat konuları bir bütün olarak ele alınmamıştır.

Oysa Milli Ekonomi Modeli, getirdiği formülle ekonomi çarkını hiç durmadan döndürmeyi başarmaktadır. Bunun formülü, her biri diğerine destek olan kuralların tamamının aynı anda devreye konmasıdır. Bugün bizi isim vermeden taklit edenler, bizden aldıkları ile tam manası ile başarıya ulaşamazlar. Çünkü, Milli Ekonomi Modeli bir bütündür.

Tüketim Eksenli Analiz ne getiriyor?

Biz, işçiyi, çiftçiyi, orman köylüsünü, pazarda filesini dolduramayan emekliyi, evlenemeyen genci, ay sonunu getiremeyen memuru, özürlüyü düşünerek yola çıktık. -nce onların cebine para koyduk. Bizim Sosyal Devlet projelerimizin nedeni budur. Devletin, her toplum tabakasındaki tüketen kesime destek sağlaması, parası olmadığı için üretilene talip olamayan tüketiciyi tüketim kabiliyetine kavuşturması gerekir. Tüketim olmazsa siz istediğiniz kadar üretim yapın, mesela bugün olduğu gibi kobileri veya üreticiyi üretim için destekleyin; bu yanlış adım, sadece onların sonunu getirir. Çünkü, pazarda, alıcısı olmayan mal stoklanmaktan başka bir işe yaramaz.

Ekonomi politikalarının ana hedefi üretim ile tüketim arasındaki dengenin oluşturulmasıdır. İşte biz tüketiciyi destekleyerek bunu gerçekleştiriyoruz. Sürekli büyüme ancak böyle yakalanır.

Sosyal Devlet projeleri

Üretim ile tüketim arasında meydana gelen açıklığın sistemin yapısından veya gelir dağılımındaki dengesizlikten kaynaklanan iki nedeni vardır. Bizim sosyal devlet projeleri ile yaptığımız bu iki sorunu da halletmektedir. Hem belirli miktarda paranın dolaşımda olması, hem de gelir dağılımında belli bir dengenin kurulmasını temin eder. Böylece gelir belli ellerde toplanmaz, milletin tamamına dağılmış olur.

Şimdi bu projelere bakalım:

” Asgari üret 2000 TL olacak.
” Vatandaşlık maaşı projesi ile her vatandaş maaşa bağlanacak
” Ev hanımlarına meslek hakkı verilerek, meslek maaşı verilecek.
” Doğum yapan her anneye ikramiye verilecek. Her çocuk, çocuk maaşına bağlanacak.
” Gençler için uzun vadeli faizsiz krediler ile evlenme imkanı sağlanacak.
” Geliri 100 bin TL’nin altında olanlardan vergi alınmayacak.
” Kobilere, sanayiciye, küçük esnafa proje mukabili, faizsiz kredilerle iş ve yatırım imkanı sunulacak.
” Kimsesiz yaşlılara maaş bağlanacak.
” -zürlü vatandaşlarımız tüm sosyal haklarında devlet garantisinde olacak.
” Lise mezunları sınavsız üniversiteye alınacaktır, öğrencilere burs verilecek.
” Evi olmayanlar uzun vadeli, faizsiz kredilerle konut sahibi yapılacak.
” Tarım kesimine avans ve faizsiz üretim desteği verilecek.
” Hayvancılıkla uğraşanlara avans ve 0 faizli kredi verilecek.
” Şehit yakınları, dul ve yetimlere devlet sahip çıkacak.”

YAPACAKLARIMIZI S-YLÜYORUZ

Milliyetçi olsun, halkçı olsun, Atatürkçü olsun herkesin yerinin BTP olduğunu söyleyen Prof. Dr. Baş, “Ben yapmayacaklarını söyleyen insanlardan değilim” şeklinde konuştu.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, yerel seçim çalışmaları kapsamında açıklamalarda bulundu. “IMF’nin dediğinin dışına çıkmazsın. Borç alarak devleti borçlandıracaksın. Devleti haczettireceksin ve bu kafayla hizmet yapacağını iddia edeceksin” şeklinde hükümetin ekonomi politikalarını eleştiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Milli Ekonomi Modeli’nden (MEM) başka çaremiz kalmamıştır diye konuştu.

MEM’i dünya uyguluyor

Beş ayrı uluslararası kongre ile dünyaya deklare ettikleri Milli Ekonomi Modeli’nin tüm dünya ülkelerini içinde bulunduğu krizden çıkaracak tek model olduğunu ifade eden
BTP Genel Başkanı Prof. Baş, sosyal devlet modelinin Rusya’dan Venezuela’ya, ABD’den Baltık ülkelerine kadar çok geniş bir coğrafyada kısmen uygulandığını söyledi ve AKP hükümetinin de Milli Ekonomi Modeli’nin projelerinden istifade ederek sosyal yardım paketi hazırlığına dikkat çekti. Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “İktidar partisi de projemizin sağından solundan çarparak, çırparak o da uygulamaya başladı. Hayrola güneş yeni mi doğdu? Sen kim bu parayı vermek kim? Sen ne yapacaksın? Milleti ve devleti borçlandıracaksın seçim yatırımı için bir defaya mahsus olmak üzere verip, gene bildiğin oyunu oynayacaksın.”

Ben yapmayacağımı söylemem

Milli Ekonomi Modeli’nin en temel noktalarından birinin ‘Vatandaşlık Maaşı’ olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Baş “siyaset tarihinde bir ilke imza atarak bu projemizi noter onaylı taahhütname yaptık” dedi. Bağımsız Türkiye Partisi’nin vatandaşlara verdiği noter tasdikli taahhütnameyi elinde tutarak konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, “Ben onlar gibi yapmayacaklarını söyleyenlerden değilim.. Yapmayacaklarınızı neden söylüyorsunuz, bu münafıklığın alametidir. Müslüman’ın alameti budur. Ben Türkoğlu Türk’üm. Müslüman Türk’üm” dedi.

Birlik çok önemli

Konuşmasında Türkiye üzerine oynanan oyunlar konusuna da giren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş “Türkiye’nin en önemli sorunu birlik ve beraberliğinin bozulmaya başlamış olmasıdır” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Eğer bu iş maddeyle oluyorsa da bunu yapacağız, manayla da oluyorsa bunu yapacağız. Büyük Türk milleti devletinle bir olacaksın, askerinle bir olacaksın, sivilinle bir olacaksın ve kardeş olacaksın. Buna mecbursun mecburuz.”

Milliyetçinin de halkçının da yeri burasıdır

Bu ülkeyi yeniden tek yürek tek bilek yapacak kadronun Bağımısz Türkiye Partisi kadroları olduğunu ifade eden Prof. Baş konuşmasının son bölümünde Türk milletine şöyle seslendi: “İşçim, memurum, emeklim, orman köylüm, tarım kesimi ve özürlü kardeşim senin partin Bağımsız Türkiye Partisi’dir. Milliyetçi olmak istiyor musun? Yerin burasıdır. Halkçı olmak istiyor musun? Yerin burasıdır.”

      Tunalım



TÜRKİYE’DE FARKLI OLAN YALNIZ ”BTP”

 

 

Türkiye bugüne kadar çok seçim yaşadı.
Bazen erken seçim oldu.
Bazen de zamanında.
Bu seçimler Türkiye’de iktidarları götürdü, yenilerini getirdi.
Ama değişen sadece yüzler oldu.
Eskiyen ve adeta köseleye dönen suratların yerine yeni cilalanmış olanlar vitrine sürüldü.
Millet ABD, AB ve IMF cilasıyla parlatılmış olan bu yeni yüzlerin aslında yüzsüz ve yolsuz olduğunu anladığında aradan yıllar geçmiş ve herkes çoktan yükünü tutmuştu bile…
Yükünü tutanların birçoğu, tuttukları yüklerinin küçük bir kısmıyla milleti birkaç kere daha kandırdılar.
Millet kandırılmaktan bıkmadığı için kandıranlar sürüyle çoğaldılar.
Netice?
Seçimler yüzleri değiştirdi ama başka hiçbir şey değişmedi Türkiye’de.
İşsizlik?
Sürekli yükseldi ve yükselmeye devam ediyor.
Fakirlik, yoksulluk?
Daha da tabana yayıldı.
Borçlar?
Dağları aştı.
Terör?
Azdıkça azdı.
Siyaset sahasında da hayli yol aldı.
Bin bir emekle kurulmuş olan şirketler yabancıların eline geçti.
-zellikle siyasi alanda olmak üzere bağımlılık her alana sirayet etti.
Yani demek istediğim hiçbir problem siyasi suratlar yüzlerce defa değiştiği halde çözülemedi.
Çözülebilmek şöyle dursun daha da büyüdü ve kangren hale geldi sorunlarımız.
İşte bu vahim manzaranın sorumlusu olan partiler yaklaşan yerel seçimlerde yine bildik yöntemlerle milletin karşısına çıkıyorlar.
Çok konuşup hiçbir şey söylememeye devam ediyorlar.
Seçime katılacak partileri incelediğinizde Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) söylemiyle, projeleriyle ve şeffaflığıyla diğerlerinden çok farklı olduğunu hemen görüyorsunuz.
-tekiler siyasetle rant sağlamak için milletin karşısına dikilirken BTP milletin huzuruna yerel sorunlarını çözecek projelerle gidiyor. Milli Ekonomi Modeli’yle Türkiye ve dünyada adından sıkça söz ettiren Prof. Dr. Haydar Baş yerel seçimlerde de ‘Dar Bölge Yaygın Kalkınma Modeli’yle hiçbir partinin ortaya koyamadığı kapsamda projelerle halka sorunların çözümünü vaat ediyor.
İşte ülkemizde bir şeylerin değişmesini gerçekten istiyorsak, önce kendimizin değişmesi ve çözümsüz partileri bir kenara bırakıp bilimsel temeli olan projelerle halkın karşısına çıkabilme hünerini ortaya koyan BTP’yi desteklemek gerekiyor.Deliormanlı…………………………… www.milliekonomimodeli.com


MİLLİ EKONOMİ MODELİ ÖZET GÖRÜNTÜLER (VİDEOS)